tesettür ve felsefe konumuz
bu nedenle, özneler arasında denetlenebilir (intersubjektive überprüf-bar) olmalıdır; bu demektir ki, bu bilimlerin yaptığı saptamalar herkesçe doğrulanmalı ve denetlenebilmelidir; bu ifadelerin dış dünya ile ilişkili olduklan da yine bu yolla anlaşılabilir. Dış dünya ile ilgili ifadeler asla apaçık değillerdir ve hiçbir zaman tam olarak doğrulanamazlar; yani onlar, kesin yargılardan (pekin yargılardan) mantıksal yolla türetilebilir ifadeler değildir. Bu yüzdendir ki, günümüzde, gözlemcinin ifadelerinde ve giderek deney bilgisi temelinde (bazında) uzlaşımsal öğesel bileşenler (konventionale Komponente) olduğu kabul edilmiştir. Kuşkusuz durum böyle diye, deney bilgisinin temelini (bazını) sadece uzlaşımlann oluşturduğunu ileri süren uzlaşımcdığın (conventiona-lism) görüş noktasını benimsemek yanlış olur. Çünkü gözlem ifadelerinin benimsenmesini sağlayan şey, bizzat olgusal olarak yapılmış gözlemler içinde oluşan bir nesnel öğesel-bileşendir.2. GÖZLEM DİLİ VE KURAMSAL DİL
Pozitivist düşünürler zaman zaman, tüm bilimsel kavramlann doğruca verilere geri götürülebilir olması gerektiği görüşünü savunurlar. Yani, kuramcının dili, en sonunda gözlemcinin diline indirgenebilmelidir. Ne var ki, böyle bir program asla uygulanabilir türden değildir. Hatta "kütle" gibi, yalın nicel kavramlar bile, gözleme dayalı veriler yardımıyla bir bütün olarak kavranamazlar. Hele "elektron", "proton", "omega işlevi" gibi kavramlar için bu durum daha da geçerlidir.tesettür Hatta bu, "suda sönebilir olma", "kınlabilir olma", "kanşıma girebilir olma" gibi dispozisyon kavramlan, yani sadece gözlemciyi ilgilendiren bu yalın kavramlar için bile geçerlidir; çünkü bu kavramlar bile ancak tanım yoluyla kullanılabilir hale gelirler. Öyle ki, örneğin "suda sönebilir olma" kavramı, "a nesnesi suda söner." defıniensinin yerine konmasıyla kullanılır. Ama bu tanım "suda sönme" anlamını somut olarak yansıtmaz. "Eğer-öyleyse" kalıbı açısından baktığımızda, "eğer-öyley-se" konumundaki bir önerme, "eğer" önermesi yanlış olsa bile doğru-
dur. Eğer a hiçbir zaman suya at,İmam,5 ve bi, k, tahta parças, ise, "a, t antnda suya at,lm,şt,r" ö»,!'"**',. tüm zaman noktalar, için yanhş olur. Bu nedenle bu tahta parçası için doğru bir ifade haline gelecek veTs'^'^ olarak gösterilecekti ki, bu açıkça anlamsızdır. Ne var kÎ vurduğu kavramlardan çoğu dispozisyon kavramlandır ve batanım yoluyla veriye geri götürülebilir türden değildir.
Bu nedenle, kuramsal dilin gözlem diline geri götiiriilebiiirjj^, şüncesini değerlendirmek gerekir. Bir doğabilimsel kuramın eınp^ yorumu, doğrudan verilere geri götüren tanım halkalanndan oluşa„j^ sistem aracılığıyla yapılamaz. Tersine bu yorum oldukça kamaşıldı nesnel dummu betimler. Yöntem açısından (deneysel bilimcinin lamalanna karşıt olarak), bir kuramın ortaya konması ile onunyonım. nu birbirlerinden ayırmak en doğru yoldur. Kuram, önce, doğa bilimlt. linin temel varsayımlarına uygun ve aksiyomatik yoldan yapılmış bi, sistem kurar. Bu temel varsayımlar, kuramın tüm öbür ilkelerinin salı mantıksal çıkanmlarla elde edildiği aksiyomlardır. Bu kuramın teiKi kavramlan yorumlanamazlar. Yani sistemin bütünü, biçimsel bir y. külü betimler ve tümüyle matematiksel-mantıksal kalküllere benzet, Böylece bu kakül, deneysel bilimlere özgü bir kurama dönüşür ki, bu bir yorumu gerektirir. Ama bu yorum ancak bölük pörçük bir yonıııı olarak kalır. Bu yorumda, aksiyomatik kuramın belli terimleri özgül düzenleyici kurallann yardımıyla empirik bir anlam kazanır. Bu kurallar iki gruba aynlırlar. Birinci gruptakiler uzay-zamansal/bireysel kurallardır. Onlar, gözlemlenen alanlann uzay-zaman boyutlannı (bu boyutlar herşeyden önce, yorumlanamaz bir kurama aittir) nasıl elde edildiğini gösterirler. İkinci grup kurallar uzay-zamansal genel kurallardır. Bunların içinde, ısı, kütle gibi temel fiziksel büyüklükler empirik anlam kazanırlar. Burada şuna dikkat edilmelidir ki, önce, bu büyüklükler için empınk bir anlam asla tam olarak yoktur ve ikinci olarak da kuramın tüm tenmleri için böyle bir empirik yorum hiçbir şekilde mev’ cut değildir. Tersine, sadece onlann bir bölümü için h; ^
Sr n Dır empınk yorum
söz konusudur. Geri kalan kuramsal kavramlar, empirik bir anlamı sadece dolaylı bir yoldan elde ederler. Bu demektir ki, bu kavramlar, temel varsayımlar ve bunlardan türetilmiş ilkeler, yani tanımlarla yorumlanan kavramlardır. Aynı yollar üstünde sonradan hakkında aracısız olmayan bir yorum bulunan (yani hiçbir düzenleyici kural için oluşmamış) terimleri içeren varsayımlar empirik olarak denetlenebilir.
Bir doğa biliminin kuramsal ve deneysel basamakları arasındaki bağlantı şöyle bir imge içinde betimlenebilir: Gözlemlenebilir süreçler ve fenomenlerin tümü bir düzlemle temsil edilir. Bu düzlem üzerinde kuramı simgeleştiren üç boyutlu bir ağ vardır. Bu ağın düğüm noktala-nnı, kuramsal dilin terimlerini simgeler. Bu düğüm noktalannı birbirine bağlayan ipler temel varsayımlan, bu varsayımlardan türetilmiş ilkeleri ve kuramsal sistem içinde kullanılan tanımlan temsil ederler. Ağ, düzlem üzerinde asla serbestçe hareket edemez. Tersine, o belirli noktalarda bu düzleme sıkı sıkıya bağlıdır. Ağ ile gözlem düzlemi arasındaki bağlantı noktalan ("gem çapalan"), düzenleyici kurallardır. Bunlar aracılığıyla ağın noktalan, gözlem düzlemiyle belli yerlerde birbirlerine bağlanır.tesettür Bu türlü bağlantılar olmasaydı, ağ, düzlem üzerinde serbestçe hareket edebilirdi ve bir kuram yorumlanamaz türden bir kal-kül olurdu. Gözlem düzlemiyle olan bağlantı noktalan ile birlikte, bu ağın tümü deneysel bilimlere özgü bir kuramı temsil eder. Düzlem üzerindeki bağlantı yerleri aracılığıyla empirik gerçekliğin kanı, ağın düzlemden en uzak düğüm noktalanna kadar ulaşır ki, bu düğüm noktaları kuramın temel kavramlannı temsil ederler. Belli gözlem verilerinden yola çıkıldığında, bir veya birden çok "gem çapalan" (yorumlayıcılar) üzerinden ağın düğüm noktalanna ulaşılır. Orada, tanımlar ve yasal ifadeler (ağın bağlantı noktalan) üzerinden "daha yüksekteki" noktalara geçilir; ama en sonunda yine "en alttaki" düzleme "inilir"; tâ ki en sonunda yorumlayıcılar ("gem çapalan") üzerinden yine gözlem düzlemine inilmiş olur. Bu imgesel betim ile, gözlenebilir süreçlerin kuramsal ifadeler ve öbür gözlemler yoluyla açıklanma tarzı gösterilmek istenmiştir. Bu imgesel betim, doğa bilimlerinin indüktif yoldan çalıştıkla-nnı varsayan aşağıdaki eski yorumdan bu bakımdan aynlır. Bu eski yo-mma göre, kuramcı, gözlem sonuçlannı biraraya getirmek ve bunlan genel yasa ifadelerine göre genelleştirmekten başka bir iş yapmamak-
tadır. Ama, gözlem gerçekliği ile doğabilimsel varsay, bağlantı hiç de böyle yalın değildir. Kuramcı, yalın gene^'S daha fazla bir şey yapmaktadır; o, tümüyle yeni kavramla?)!'^'' rundadır. O, bu yeni bulunmuş kavramları öndeyici yasaia„N duğu bir sistem içinde düşünmek zorundadır. Bu sistemi sı gerekmez; ama gözlemlenebilir süreçlerin tasalanması
İl bir empirik yorum sağlayabilmiş olmaları, bazı kuramcılan şünmeye itmiştir; Kuramsal bir deneysel bilimin terimleri ilespe^ tif metafizik arasında sürekli bir geçiş alanı oluşur ve bu nedenlebaı alan arasında hiçbir açık sınır çizilemez. Ama ne var ki, böyle birsı^^^ açıkça vardır. Fiziksel kurama ait ve empirik gerçeklikle hiçbirdöze^ leyici kural ile bağlantısı olmayan bir "C terimini ele alalım. Buteıi® empirik bir kurama ait bir kavram olarak, bir metafızıksel kavrampb gösterilemez. Çünkü, "C" kavramı, gözlenebilir şeylerden çıkanlmı* bir ifade, bir ön-ifade olduğu için anlam taşır. Yani, açıkçası, ö iirlstı yanında "C" kavramını da içeren ve böylece biçimlenen urams buller olmalıdır. Bu kabullerden (bu arada başka kabullere e^ aşvura rak) gözlenebilir ipuçlan üzerine, "C" kavramı kullanılma ıgı ^an ortaya konamayacak öndeyiler (prognos) türetilebilir. Kavram u işte kullanılmıyorsa, deneysel bilimde yer alamaz.
3. BİLİMSEL AÇIKLAMA, EMPİRİK DOĞRULAMA VE İNDÜKSİYON
Bilimsel açıklamalar, "Bu ve şu fenomenler nasıl oluşuyor?" gibi bir konuma sahip sorulan yanıtlamak görevini üstlenirler. Doğa araştır-mac,lann,n verdikleri yan,Har, bu türden sorulann bu
dan yola çıkılarak, açıklanacak fenomeni betimleyen ilkeler (önermeler) dedüksiyon yoluyla türetilirler. Sandalın içinde oturan adam, küreğin su içindeki bölümünü kınimış gibi gördüğünde, bu olayı bir kaç genel yasa yardımıyla açıklar (örneğin, ışığın kırılması yasası ve suyun havadan daha yoğun bir optik ortam olma yasası gibi). Bu yasalar, olayın değişik koşullar altında geçmesi halinde de geçerlidir. (Örneğin aynı şey, bir bölümü su içinde bir bölümü havada olan herhangi bir tahta parçası için de geçerlidir.) Mantıksal açıdan, bir bilimsel açıklama ile bir öndeyi (prognos) arasında fark yoktur. Çünkü her iki durumda da, yasal ifadelerden ve bilinen sınır koşullanndan yola çıkılarak empirik bir fenomeni betimleyen bir P ilkesi (önerme) türetilebilir. Fark sadece, önceden elde bulunan bilgi ile P önermesinde betimlenen süreç arasında zaman bakımından ortaya çıkan bir öncelik-sonralık durumunda kendini gösterir.tesettür P çoğunlukla biliniyor ve onunla ilgili olarak kendisinin türetilebileceği yasa ve koşullar aranıyorsa, burada bir bilimsel açıklamadan sözedilebilir. Eğer buna karşılık, yasa ve koşullar önceden verilmiş ise ve bunlardan daha sonra henüz gözlemlenmemiş geleceğe ait sonuçlan betimleyecek bir P önermesi türetilmek isteniyorsa, burada da ancak bir bilimsel öndeyidtn sözedilebilir.
Açıklamalar kadar öndeyiler için de kullanılabilir olan empirik yasal ifadelere ulaşma çabası, bu ifadelerin gözlemler yardımıyla denetlenmesi, bu ifadelerin yapılmış deneylerle doğrulanmış ya da çürütülmüş olduklannın söylenmesi ile olanaklıdır. "Doğrulama" yerine, zaman zaman indüktif doğrulama da denir. Aslında indüksiyonla, öncüllerin bildirdiğini aşan çıkarımsal ifadelere ulaşılır ki, bir doğa yasasına çok sayıda gözlemsel ifadelerden yola çıkılarak mantıksal yolla varılamaz. Daha önce betimlenmiş olan kavram tiplerine göre, indüktif doğrulamayı sınıflandıncı, karşılaştıncı ya da nicel kavramlarla yapılan bir iş olarak açıklamak denenebilir. İlkin, deneysel bilimlere özgü bir ifadeyi mevcut empirik verilerle doğrulayacak ölçütler olduğunu varsayalım. Bu sadece dıştan bakıldığında kolay bir iş olarak görünür. Tersinden bakıldığında, aslında indüksiyonun da dedüksiyon gibi kavram belirlemede temel olarak kullanıldığı görülür. Bir metal parçasının elektrik geçirmesi, tüm metallerin elektrik geçirdiği gibi, aslında sadece
mam.ksal yolla bulunmuş bir ilkeyi i
manda bu ilkeyi de doğrular. Empink doLr saçmabga düşen. Bu yüzden, em^.k ,utmak zorunludur. ManUksal ç.kanmlann sad.« duktıf doğrulama içm kullandır. Doğrulanmalan önceli <%
yasaları, daima "tümel önermeler" konumundadır (örneği > kırlar elektrik geçirir." gibi). Buna göre, bir tümel-tesettür
