tesettür ve felsefe konular
kavramından (explikandum) sapmış olması, zoologun explikat ile balıklar hakkında çok daha genel, doğru savlar konumlayabilmesinde haklılığını bulur. O, kavramlannı "balık" teriminin önbilimsel anlamından daha güçlü olduğunu karşılaştırarak bulur ki, biyolojik balık kavramının verimliliği buradadır. Sık sık, açımlanmış kavramın olabildiğince yalın olması istenir. Ama tam tersine, böyle bir isteğin hiçbir haklı tarafı yoktur. Çünkü, örneğin kuramsal doğa bilimlerinde çoğu kez çok karmaşık kavramların da bilimsel açıdan verimli oldukları görülür. Hatta çoğu kez bir kavram explikationu, tam anlamıyla kuşatıcı bir kuramın ortaya konmasından başka bir şey olmayabilir. Örneğin, mantıksal çıkanm kavramı mantık sistemi kavramı kadar karmaşıktır; olasılık kavramınınexplikationu tümüyle olasılık kuramını tasarlamayı gerektirir. Bu yüzdendir ki, çoğu kez, bir kavram explikationu, bir bilim adamının çok karmaşık ve yoğun bir çalışmasının ürünüdür. Bu çalışmada empirik çözümleme, anlam çözümlemesi, bilimsel varsayımlar ve ad tanımlan hep birarada rol oynarlar. Şurası da gözden ka-çınlmamahdır ki, her kavram explikationunda uzlaşımsal bir öğe de vardır. Çünkü, aksi halde, explikatın önbilimsel explikandumdan nereye kadar sapabileceğini saptamak olanağı olmazdı.
Bilimsel kavramlann üç değişik tipi vardır: En yalın tipi, sınıflan-dırıcı kavramlar oluşturur. Bu kavramlara önbilimsel günlük yaşamımızda da bol bol rastlanz. Bunlar yardımıyla, belirli bir nesneler grubu kendi içinde iki veya daha çok türe aynlır (örneğin, bitki ve hayvanla-nn sınıflandıniması, kimyasal elementlerin bölümlenmesi, çeşitli devlet ve ekonomi biçimlerinin sistematik olarak ayniması gibi). Daha kamiaşık durumlarda karşılaştırıcı kavramlar (komparatif kavramlar) kullanılır. Bunlara, düzenleyici kavramlar, ya da topolojik kavramlar da denir. Örneğin, "daha sıcak", "daha sert", "daha büyük" gibi. Bu kavramlar sınıflandıncı kavramlarla yerine getirilemeyen bir işi, yani sağlam karşılaştırmalar yapma olanağını sağlarlar. Örneğin
ıhşkı terimi kullanılarak yapılabilir ve bu yüzden di),„ naklanna önemli bir katkı sağlanmış olur. Bu öme|iı, gosit» >1 sınıflandıncj kavramlardan karşıîaştırmacı kavramlarageçilmeilf^ sağlam bir betim yapma olanağı doğar ki, çoğu kez günlük dıld^^ başvurulur. Ama bir bilim adamının araç olarak kullanabileceğim^^ lam kavramlar, nicelik ya da ölçme kavramlarıdır. Buradaejyav^ olaylar sayısal değerleriyle betimlenirler. Bu tür kavramlar kursif^ doğa bilimlerinde en çok kullanılan kavramlar, hatta ba^at kavramij, dır. Ama son zamanlarda durmadan artan bir ölçüde psikoloji vefaı. ramsal ekonomi gibi öbür disiplinlerde de kullanılmaktadır. Bunakn. şılık, bu kavramlar önbilimsel düşünmede pek az kullanılırlar. Onljf daima önce bir bilimsel disiplinin gelişim süreci içinde kullanılırlarvt sonradan günlük düşünceye geçirilirler. Örneğin önbilimsel sıcakhl kavramı ya da bunun gibi yine önbilimsel "daha sıcak" kavramı yerine bunların nicel explikatı olan ısı kavramı geçmiştir.tesettür Bu kavramın günlük yaşama girmesi ile cıvalı termometre bulunmuş, böylece daha sıcak" terimi yeni bir anlam değişikliğine uğramıştır. Eskiden "a nesnesinin b nesnesinden daha sıcak" olduğunu saptamak için sıcaklık duyumuna dayalı bir karşılaştırma yapmak gerekiyorken, bugün bir temıo-metredeki çizgilere bakılarak okunan bir ölçüm değerine göre karşılattırma yapılıyor. Nicel kavramların kullanılması bir çok kazanç sallamıştır. Bunlar, araştırılan fenomenlerin daha sağlam ve ince bir betimini -sınıflandıncı ve karşılaştıncı kavramlara oranla- verebilmektedir. Bunlarla tek tek bilimlerin ulaştığı genel yasalar da çok daha büyük bir sağlamlık (güvenilirlik) ve ayrıntıyla
Karşılaştırmacı ve nicel kavramlar deneysel bilimlerde kullanıl-dıklannda, bunlann kullanımını ayırdeden ölçütler birbirlerine uygun olmak zorundadır.
Burada sözü edilen tüm kavram kullanma tarzlarından farklı bir başka tarz daha vardır ki, zaman zaman kanıtlamacı tanım diye yanıltıcı bir adla anılır. Burada, kavramlann bilimsel amaçlar için nasıl açımlanıp sağlamlaştınidıklan (kesinleştirildikleri) ve yeni kavramlann henüz oluşmakta olan bir kavram sistemine nasıl uygun olacağı gibi kaygılar yoktur. Tersine, bizim genel kavramları nasıl kurabileceğimiz gibi bambaşka bir kaygı vardır. Böyle bir sorun, bir bölümüyle bil-gi-kuramsal, bir bölümüyle de psikolojik bir sorundur. Kuşkusuz, örneğin "kırmızı" sözcüğünün anlamı, somut nesnelerin adlarının öğretildiği tarzdan daha başka bir öğretme tarzı gerektirir. Çünkü, somut nesneler gösterilebilir ve buna dayanılarak onların adlarından sözedilebilir. Ama "kırmızılık"a gelince, sadece kırmızı nesneler gösterilebilir ve buna dayanılarak "bu kırmızıdır" denir. Çok uzun süren bir alıştırma ile bile şu konuda mutlak bir kesinliğe ilke olarak vanlamaz: Öğrenen kişinin bu terimi genel bir anlama dayanarak tam doğru biçimde anlaması. Çünkü öğrenme sürecinde sadece ve ancak bir çok nesneler gösterilebilir. Sonsuz sayıda yeni durumlar düşünülebildiği sürece, bu sonsuz sayıdaki dumm için "kırmızı" terimi kullanılabilir. İşte genellik bundan başka bir şey değildir. Bizzat en yalın genel kavramlann öğrenilmesinde bile, bu yüzden endüktif ve dolayısıyla varsayımsal bir genelleştirme tasarlanır.
2. AKSİMOYATİK YÖNTEMLER
Bir bilimin kavramlannın ne tarzda düzenlendiğine bakıldığında, en başta tanımlanamaz (undefınit) kavramlann bulunduğu ve öbür kavramlann tanım yoluyla bu tanımlanamaz kavramlardan çıkanidığı görülür. Bir bilim adamının doğru olduğunu kabul ettiği veya bildiği belli bir bilimsel alana ait ifadeler vardır ki, bunlar kesin ifadeler, yani ilkeler (temel önermeler)
laryukanda andan tanımlanamaz türden ifadekrdirk, r ler bunlardan mantıksal olarak türetilirler. Bir bil,% yapısı için en bilinen örnek. Grek matematikçisi BMideçS sidir. Bir zamanlar, 2000 yıl boyunca, aksiyom denince. sel disiplinlerin ilkelerinin bağlı olduğu kesinlikle aydınhnc,^ ler anlaşılırdı. Daha sonra, matematiksel ifadelersmırlandınIdiJ deneysel bilimlerin kendilerine dayandıklan genel yasalanns^ gibi hiç de aydınlatıcı kesinlikleri olmadığı görüldü. Çünkü, soı^ manlarda bizzat matematikte aksiyometik yönteme tam anlamıyk^ rinliğine bir yorum getirilmiştir. Aksiyomlar aydınlatıcı prensipkiDj^ rak kabul edilirse, onların formüle ettikleri kavramlann dayetkinohui sı gerekir. Ne var ki, kavramlar, çoğu kez ve tanım yoluyla (ad meydana getirilmedikleri sürece, gözlem ya da özel bir deney alanınh yer aiırJar. Ama günlük yaşamımızda yer alan böyle kavranılan, tiia belirsizlik ve bulanıklıklarıyla matematiğe taşıyamayız. tşte,ınutmr sağınlığa erişmek için matematikçi D. Hilbert, kavram ve ifadekm-sındaki ilişkilere yöneldi. Buna göre aksiyomlar, en sonunda deneye dayalı kavramlarla birbirlerine bağlanan ifadeler değildir. Tamtersine, bu tür kavramlar aksiyomlara dayanırlar. Bu kavramlann içkin (impli-zit), kendine dayalı olarak tanımlanabileceklerinden sözedilir. Örneğin, 2u-imetiğin modem aksiyom sisteminde "1", "sayı", "ardıl veya geometrinin aksiyom sisteminde "nokta", "çizgi", "yüzey", "çakışık , arasında" kavramlan kullanıldığında, bunlarla bizim bu terimlerin anlam-lannı genişliğine bildiğimiz ve bu yüzden aksiyomun doğruluğunu görme olanağına sahip olduğumuz ileri sürülemez. Tersine, tüm bu terimlerin önsel bir anlam taşımadıkları ve "bu terimlerle hangi kavramlar gostenhyor?" sorusunun yanıtının "bir aksiyom sistemi içinde gösterilen özelliklere sahip kavramlar" oldukları kabul edilir. Bu kavramlar
terli olması gereken kavramların kesin özelliklerini karakterize ederler. Bu yüzden aksiyom sistemleri çeşitli yorumlara açıktırlar. Bu türlü yorumlar, aksiyom sistemi içinde öngelen terimlerin yerine yaygın içerik-sel anlamlar konularak kazanılır.tesettür Böylece, aksiyomatik sistem içindeki terimlerin deneyden çıkan içeriksel kavramlarla yorumu sonucu, aksiyomatik sistemin bir nesnel modeli ortaya çıkar. Örneğin, Euklides’in aksiyom sisteminin nesnel modeli, "nokta", "çizgi" vb. gibi matematiksel kavramlann fiziksel kavramlara dönüştürülmesiyle fiziksel uzay olarak karşımıza çıkar. Doğaldır ki, fiziksel kavramlar empirik ölçütlerle karakterize edilen kavramlardır (örneğin fizikte doğru çizgi, ışığın izlediği yol olarak anlaşılır). Tüm bu işlemlerden sonra Euklides geo-metresinin aksiyomlannın bu fiziksel uzay hakkında doğru ifadeler olduğu çıkarsanır. Bugün, kuramsal fizikçiler ve astronomlar, fiziksel uzayın Euklides’çi yapıya uymadığını kabul ediyorlar. Bu nedenle de, Euklides'in paralellik aksiyomunu geçerli saymıyorlar. Bunun gibi aritmetiğin aksiyomatik sistemine uygun bir model, olgu ve olaylann bitmek bilmeyen, tükenmeyen akışının sayılabilirlik bakımından nasıl betimleneceği gözönünde tutularak kurulur. Buna göre model, ilk öğesi olan ama son öğesi bulunmayan bir dizi olur.
Böylece dizinin herhangi bir halkası, ilk halkadan kalkılarak belirlenmiş olur. Öbür yandan böyle bir dizi, sayılar dizisinin formel yapısına da tam olarak sahiptir. Bir aksiyom sisteminin yorumunda kullanılan kavramlar, buna karşılık, yine mantıksal-matematiksel bir doğaya sahiptirler ki, bunların yardımıyla yapılan yorumlarla, aslında aksiyom sisteminin formel modelinden sözedilmiş olur.
Aksiyomatiğin modem tarzda ele alınmasından sonra, bizzat matematiksel ifadelerin içerdiği anlamlann ne olduğu sorusu gündeme gelmiş bulunmaktadır. Aksiyomlardan aydınlatıcı prensipler anlaşıldığı sürece, aksiyomatikçilerin tüm ifadeleri kesin savlar olma özelliği taşırlar. Aksiyomlar kendi aracısız aydınlatıcı karakterleri içinde doğru olarak kabul edilmişler ve bunlardan türetilen ilkeler de bu nedenle doğru sayılagelmişlerdir. Çünkü, bu ilkeler, apaçık bir prensipten salt
ya da en azından düzeltilmek zorundadır. Bu nedenle, deneysçij^ limlere özgü kurallann denetlenmesine hizmet eden gözlemsel topluluğuna, deneysel bilimlere özgü bilginin reme/ı (bazı)deni^^ var ki, buradan, doğabilimsel varsayımlar ortaya koymaımuarihsd^^ psikolojik olarak daima bu temelden kalkılarak yapıldığı sonucu çıij nlmamahdır. Hatta daha çok, kuramlar, daha önce yinelenmiş 1er ve deneyler olmaksızın da ortaya atılabilirler ve buna rağmen,son. radan bu konuda yapılan deneyleri doğrulayabilirler. Bu nedenle, t neysel bilimlere özgü varsayımlann geçer/ı//ğ/m sağlayacak gözlem ifadeler topluluğu olarak bir temel (baz) şöyle olabilir: Bir varsayınııo geçerli olup olmadığı, en sonunda ve daima, sadece gözleme ba^vunı-larak anlaşılabilir. Ama burada söylenmek istenen şey, daha esaslı olarak şudur: Deneycinin yaptığı saptamalar gözlem dilinde ifade edilirler; ama onlar mutlaka güvenilir ifadeler olmayabilirler. Çünkü, gözlemci de çoğu kez yanılabilir ve bunu sık sık da yapar. Bir septik, bu yüzden, bir gözlemcinin daima ya da hiç olmazsa çoğu kez yanıldığını, bu nedenle onun yaptığı saptamaların yardımıyla denetlenen ve bu denetlemeden yüzü ak çıkan kuramların doğruluk bakımından bilimsel bir değer taşıyıp taşımayacağını sorabilir. Bazıları, böyle bir tehlike ile, ancak, deney bilgisinin apaçık ifadelerle sınırlandırılması ile başedile-bileceği görüşündedirler. Ama ne var ki, sadece arac.s.z bilmç yaşam,-mızdak, ifadeler apaçıkl.r (örneğin. "Ben şimdi şunü ve bunü göröyo-tesettür
