tesettür ve felsefe konusu
POINCARE, H., Dernieres Pensees, Paris 1926. SCHILPP, P.A., (yayıncı) Albert Einstein als Philosoph uni^ tuıforscher. Stuttgarl 1955. ’SCHRÖDINGER, E., Über Indeterminismus in der Physik.kij^ e Natunvissenschaft mitbedingt? Lepzig 1932.
SCHRÖDINGER, E., Naturwissenschaft und Hümanistmiş.^^ 1951.
SCHRÖDINGER, E., Die Natur und die Griechen, Wien 1955. SCHRÖDINGER, E., Der Grundgedanke der Wellenmechm\k. Nobelpreisvortrag, Stockholm 1934.
SCHRÖDINGER, E., Die Besonderheit des Weltbildes der Natur vvissenschaft. Açta Physisa Austriaca, cilt, I, 1948.
SCHRÖDINGER, E., The Meaning ofWave Mechanics. İngilizce ve Fransızca olarak Festschrift für Prinz Louis de Brogliede Paris 1952.
\VEIZSAECKER, C.F., Die Geschichte der Natur, Göttingen 1948.
WEIZSAECKER, C.F./JUILES, J., The Rise of Modern Physia, New York 1957.
WIENER, P., Readings in the Philosophy of Science, Ne w York 1953.
WENZL., A., Die philosophischen Grenzfragen der modernen Natunvissenschaft, Stuttgart 1954.
^NEYE., H., Phiiosophie der Mathematik und Naturrvissenschaf-ten, München, 1927 (İngilizce çevirisi: Princeton 1949).
WEYL., H., Raum, Zeit und Materie, Berlin 1919, 2.baskı WEYL, H., IVas İst Materie, Berlin 1924
1962 BASKISINA EK KAYNAKÇA
BOHM, H., Causality and Change in Modern Physics, London
BOHR, N., Atomtheorie und Naturbeschreibung, Berlin 1931. BUNGE, M., Causality, Harvard 1959.
CAPEK, M., The Philosophical Impact of Contemporary Physics, New York 1961.
CASSIDY, H.G., The Science and the Arts, New York 1962. HEISENBERG, W., Physik und Philosophie, Stuttgart 1959 (Türkçeye çevrilmiştir, Çev. Yılmaz Öner -çev-).
HEISENBERG, W., Das Nalurbild der heutigen Physik, Hamburg 1959.
MARGENAU, H., Öpen Vistas, New Haven 1961.
NAGEL, E., The Structure of Science, New York 1961. \VHITEHEAD, A.N., The Interpretation of Science, Selected Es-
PALTER, R. M., Whitehead’s Philosophy of Science, Chicago 1960.
POPPE
Her bilim adamının en önemli görevi, kullandığı kavramların açık seçik olmasını sağlamak ve kendi bilimsel sistemine yeni kavramlar katmaktır. O, zaman zaman, önbilimsel dilde kullanılan "mantıksal çı-kanm", "doğru önerme", "tamsayı", "çevre", "alan", "canlı", "katı cisim" vb. gibi terimlere bu nedenle başvurabilir.tesettür Bu gibi durumlarda o, kullandığı kavramlan içeren sağın anlatımlar elde edebilmek için, bu terimlerin anlamlannı kesinleştirmek zorundadır. Ama çoğu kez bilim adamı, önbilimsel düşüncede henüz yer almamış yepyeni kavramlar kullanmak zorunda da kalır. İşte bu nedenle yeni kavramlann kullanımı sırasında, bunlann tanımlanması önemli bir rol oynar. Geleneksel yoruma göre, ad tanımı (nominal tanım) ile nesne tanımı (real tanım) arasında aynm vardır. Ad tanımında dilsel uzlaşım söz konusudur. Buna göre, yaygın olarak bilinen uzun bir dilsel terim için, yeni ve kısa bir terim kullanılır. Yeni kullanılan terim defıniendıını, daha önce zaten elde bulunan terim ise defıniens'ür. Defıniens’in defmiendum ile eşan-lamlılığı tanım (definition) yoluyla saptanır. Örneğin, "asal ilk sayı"dan "sadece ve bizzat 1 olan doğal sayı"nın anlaşılması gerektiği matematikçi tarafından saptandığında, burada birinci terim olarak defmiendum ile daha uzun olan ikinci terim olarak defıniens arasında bir eşanlamlılık oluşur. Defmiendum ve definiens arasındaki eşanlamlılıktan dolayı, tanımda kullanılan terimler, ilke olarak vazgeçilebilir türdendir; çünkü onlann yerine her zaman daha uzun dilsel ifadeler kullanılabilir. Bunlar olsa olsa, bu uzun ifadelerin kısaltılmalarına yarar. Uygulama açısından bakıldığında, ne var ki, ad tanımlan, düşünmeyi kolaylaştırma-
Klasik tanım öğretisinde bir tanım,ngenusproximum(y;i,^ yani bir üstteki cins kavram, ve differentiaspecifıca,ymün\nZ kavramı aynı cins kavram, altındaki öbür kavramiardan ayıran 0^ ğin belirtilerek yapılması gerektiği söylenirdi. Örneğin ”reşiioi„^ yan", "21 yaşın altındaki kişi" olarak tanımlandığında, "kifğe^ proximum (bir üstteki cins), "21 yaşın altında" differentia specifit, (türsel ayrım)’dır. Ama, A ve B gibi iki kümenin bulunduğu bir kesit, ten, hem A hem de B'ye ait şeylerin toplamı anlaşılırsa, yukandaki i, keden şunu talep etmek gereği ortaya çıkar: Burada her ıkı kavramu kaplamını kendi kaplamı olarak içerecek yeni bir kavram gereklidir, (Örneğin, "reşit olmayanlar" kümesi, hem "kişıler"ın oluşturduğu kümenin, hem de "21 yaştan küçük olan canlılar" kümesinin kesitidir.) Görüldüğü gibi, yukarıdaki ilke hiçbir geneigeçerlik taşımamaktadır. Çünkü, ilk olarak, bu ilke sadece özellik kavramlar, için kullanılabilir; ilişki kavramları ("daha sert", "daha zor", "daha büyük") ve işlev kav-ramlan ("kütle", "hacim", "yoğunluk", "hız", "elektriksel iletkenlik) kavramlan için kullanılamaz. Bu nedenle de bu ilke, doğabilimsel kavramların büyük çoğunluğuna uygulanamaz. Örneğin "hız , zaman içindeki yol" diye tanımlanırsa, defıniens'in içerdiği iki kavramdan hiçbiri genus proximum ya da differentia specifica konumuna uygun olamaz. İkinci olarak, bu ilke, özellik kavramlan için de ayncalıksız geçerli değildir. İskandinavyalI" teriminin "DanimarkalI, Norveçli, İs-vcçjı, İzlandalI" de tanımı, öme|in lamamiyle somut bir (animdir Bulada derınens içinde lisııe bulunan hiçbir cins kavramı (genus proxi-mum) da yoktur. Aslında bir tanım yapmak için şu geıeği yerine gelilmek yelerlıdır; Tanım yoluyla ortaya çıkan terimi, bu terimi i e '
Geleneksel mantığa göre, ad tanımına karşıt olarak nesne tanımı (real tanım), yeni bir terime belirli bir anlam yüklenmiş olduğunda, artık bir uzlaşım ürünü değildir. Bir nesne tanımı, belirli nesnelerin özü hakkında bir ifade sağlamalıdır. Örneğin Aristoteles'e göre "insan" kavramını "akıllı hayvan" olarak tanımlarsak, bir nesne tanımı yapmış oluruz. Çünkü, "akıllı" olmak insanın özüne aittir. Ama "öz" terimi, onu bilimsel bir kavram olarak kullanmak için hiç de açık olmayan bir kavramdır. Bu nedenle nesne tanımı kavramı için daha kesin bir anlam aramak gerekir. C. Hempel'e göre, nesne tanımından üç farklı şey anlaşılabilir: Zaman zaman nesne tanımı ile kastedilen şey b'ır anlam çözümlemesidir. Burada yaygın olarak bilinen bir kavramı, bu kavramın kullanımını sağlayan zorunlu ve yeterli koşullan ortaya koyarak tek tek öğelerine ayırmak araştırılır. Bu koşullar, kavramı mantıksal bir zorunlulukla geçerli kılmalıdır. Anlam çözümlemesi, ad tanımıyla, her ikisinin de dilsel ifadelerin anlamlanyla uğraştıklan konusunda uzlaşırlar. Ama bir ad tanımı asla yanlış olamaz. Çünkü bu tanımda, herşeyden önce, yeni kullanılacak terim özgür bir saptamaya dayanılarak bulunur ve definiens ile aşanlamh kılınır ki, bu yüzden bir anlam çözümlemesi aslında doğru ya da yanlış olabilen bir savı betimlemiş olur. Çünkü yaygın olarak kullanılan bir terimin anlamını karakterize eden şey, bu anlamın belli bir duruma göre ve o durum bağlamı içinde doğru ya da yanlış olmasıdır.tesettür Ama nesne tanımıyla daha çok, empirik çözümleme diye adlandıniması gereken bir şey de kastedilir. Burada da bir kavramın kullanımı için zorunlu ve yeterli olan koşullar kollanır; ama bu ko-şullann bu kavram için mantıksal bir zorunluluk taşıdığı ileri sürülmez. Tersine, sadece, bu koşulların geçerliliğini sağlayan şeyin, doğa yasa-lannın zorunluluğu olduğu belirtilir. Doğa yasalannın oluşturduğu
böyle bir bağlam hakk.nda bilgi sahib, olmak, mam.ksa, tersine doğanın gözlemlenmesi ile olanaklıdır. Ama tanımı ve anlam çözümlemesi ile empirik çözümleme a'rl^S man açık bir ayrım yapmazlar. Örneğin, biyolojinin bugünk^*^'' na bakıldığında, "canlı organizma" kavramının tanımım nüz olanaklı olmadığı belirtilir. Kuşkusuz ki, bununla biyolojinin^ İl" sözcüğünün ad tanımını yapabilmesinin olanaklı olmayacağıı,^ tilmiş olmuyor. Burada daha çok, bizim "canlı organizma" terin,,^ alışılagelmiş sezgisel bir anlamına sahip olduğumuz varsayılır, Buraj, şöyle düşünmek gerekir: Her ne kadar biyolojik kavramlar kesin [j, tarzda kullanılıyorlarsa da, "canlı" teriminin alışılagelmiş anlamımge. ride bırakan ve tüm canlı nesneler için geçerli olabilecek özellikleniçe. ren bir kavram ortaya koymak henüz olanaksızdır. Demek ki, bilimsel kavram kurma iki anlamlıdır. Bilim adamı "canlı yi çok genel bir tanda, yani "canlı"nın içinde yer aldığı zorunlu ve yeterli koşullan formüle ederek kavramlaştınr. Örneğin, "canlı", belirli bir yapıya sahiptir; onun çevresi uzaysal olarak sınırlıdır; o çevresiyle sürekli bir alış-verij içindedir; o aynı türden bir ya da iki nesnenin bölünmesi ya da birleşmesi ile meydana gelir vb. Bu koşulların tümü "B" ile kısaltılabilir. Buna göre "B" koşullarına sahip olduğu sürece bir nesnenin canlı olduğu söylenir. Böylece önce, "a nesnesi bir canlıdır.” ve "a nesnesi B ko-şullanna sahiptir." ifadelerinin eşanlamlı olduğu düşünülür. Bu durumda, tanımı yapan, bir ad tanımına başvurarak "canlı organizma" teriminin anlamını çözümlediğini savunabilir; "canlı" kavramına mantıksal bir zorunluluk yüklenmiş olduğunu söyleyebilir. Ama böyle yapılırsa, B koşullarına uymayan bir canlı düşünüldüğünde de, onun mantıksal olarak "canlı" kavramının dışında bırakılması zorunluluğu ortaya çıkar. Kuşkusuz, "B"ye ait özelliklerin tümünü göstermese de yine salt mantıksal açıdan bakıldığında, bizim "canlı" olarak kabul etmemiz gereken nesnelerin de bulunabileceği düşünülebilir.
neysel bir olgu olarak kabul edilebilir. Böylece de salt düşünsel bir durum olarak "B koşullarına uymayan bir canlının olabileceği", olgusal bir zorunluluğu, bir doğa yasasını içerir. Burada verilen örnek, empirik çözümleme konusunda daha iyi bir fikir verebilir.
Yukanda, anlam çözümlemesinin ad tanımına karşıt olarak, doğru ya da yanlış olabilen savları betimlediği belirtilmişti. Ama, anlam çözümlemesinin doğru ya da yanlış olabileceği savı, günlük dildeki pek çok terime bakıldığında, bir yere kadar geçerlidir. Sadece ve sadece, bir dilin tüm sözcüklerinin kesin olduğu kabul edilen anlamlar taşımalan halinde, iki terimin aynı anlama gelip gelmediği konusunda itiraz kabul etmez bir ifade konumlanabilir. Günlük dilimizde çoğu sözcük bu tasanma uymaz. Hemen tüm sözcükler çok anlamlıdır, yani bu sözcükler çeşitli bağlamlarda çeşitli anlamlar taşırlar; onlar herşeyden önce bulanıktır.tesettür Öyle nesneler vardır ya da en azından tasarlanabilir ki, onlarla ilgili terimin gerçekten de bu nesneler hakkında kullanılıp kullanılmadığı ayırdedilemez ve onlar çoğunlukla tutarsız (inkonsistent) bir kullanım içindedir. Bu şu demektir: Dili kullananlar arasında dilin kullanımı konusunda tam bir uzlaşım yoktur. Bunun gibi, aynı kişiler çeşitli zamanlarda dili çeşitli biçimlerde kullanırlar. İşte kesin anlam ku-rallanna (yani "semantik kurallar"a) dayalı bilimsel sistemler için bu belirsizliği ve böylece de anlam çözümlemesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmak büyük önem taşır.
Nesne tanımından bir üçüncü şey daha anlaşılır: Bu, R. Camap'ın kavram açımlaması (explikation) dediği şeydir. Burada, az veya çok anlamı bulanık olan bir terimi, anlamı kesin olan bir başkasıyla değiştirmek söz konusudur. Bu da, bu terimin kullanımı için sağın kurallar formüle etmekle olur. İlk terim ve onun (bulanık) anlamı explikandum olarak adlandınlır. Sağın kurallan izlemesi gereken terim ve onun anlamına (bu kurallara bağlı kavrama) da explikat denir. Explikandum çok anlamlı olduğundan, kavram açıklaması için, çeşitli anlamlar arasındaki
anlam vam.e konuşanda bir ön ça/.jma g„e{i omeğm "doğra" lerımınln onbıl/msel dildeki kulima, *N daş", "doğru demokrasi", "doğru haber" gibi çeşitli ba|İan,v^' dir. Bilgi kuramcısı, doğruluk kavramını açıklamak istediğinde' dece bu terimin "doğru haber", "doğru sav" gibi kullanımlanndaî'* Jam ilgilendirir. İşte, özgün bir "explikation" ancak böyle başky^ Bu konuda gereksinim duyulan sağın kurallar, çoğu kez, kavramı bilimsel kavramlardan oluşmuş bir bütüncül sisteme tajıma kuralı^ dır.tesettür Bu yüzden sadece tek bir kavramın explikationu ile yetinilenK^ tersine aynı anda bir çok kavramın açıklanması gereği ortaya çılg, Explikat explikandumdan daha kesin olmasıyla ayrılırsa da, explilain da bulanık olması halinde doğru ya da doğru olmayan ezplikaimk birbirinden ayırmak olanağı kalmaz. Bu nedenle daha çok, sadece,kav-ram explikationJannm geniş veya dar anlamda uygunluğundan sözedi-lebilir. Bu uygunluğun saptanmasında çeşitli ölçütler kullanılır. Her-şeyden önce explikat explikanduma yaklaşık (benzer) olmalıdır, daha önce kullanılan kavramın kendisinin açıklanmış olduğundan asla söze-dilemeyeceğinden, explikationda daha çok yeni bir kavramın kullanılmış olduğunu belirtmek gereklidir. Explikat, en sağın tarzda ortaya konulmalıdır; özellikle çok anlamlılıkları, kullanımdaki tutarsızlıktan ve explikandumun bulanıklığını gidermek zorundadır. Bir bilimsel expli-kat yapma gereği, verimlilik talebinden kaynaklanır. Yani açıklanan kavram, olanaklı olduğu kadar, çok sayıda yasal ifadeye uygun olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, çok sayıda yasal ifadeye uyması istenen explikat ile expJikandum arasında yaklaşıklık bakımından bir çatışma meydana gelir. Ancak, burada explikatın verimliliği önemlidir. Örneğin, "balık" teriminin zoolojik kullanımı, bu sözcüğün önbilimsel kullanımından çok kuvvetli bir sapma gösterir. Günlük dilde "balina balığı "ndan sözedilir ve yunusa da "balık" denir. Zoolog ise böyle konuşmaz. O, balıktan, solungaçlarıyla solunum yapan soğukkanlı bir ha van olarak sözeder. Balığın bilimsel ky —'minin (exDİilrat\ ı. ^
