tesettür ve felsefe toplumu konular
tesettür diyorki Bu güçlerden ilki kralhklardı. Krahn esas itibariyleUı mn en üst düzey yargıcı olduğu konusunda herkes hemi di. Geriye, bu ilkeden uygulamaya üişkin sonuçlar çık» kahyordu. Bu noktada da, eylem ve fiilî güç alanına ilişkinh sorun ortaya çıkıyordu. XI. ytiizyolda, Capet mahkemearj. nızca İcrala ve kiliselerine doğrudan bağımlı olankişilenp gılamak üzere ya da daha istisnai ve daha etkisiz bir biçi®^ Saray’dan büyük fıef almış kişiler için vasallik mahkemesioıi rak görev yapıyordu. Buna karşın, Karolenj modebesaıî* rak tasarlanmış Alman krahmn mahkemesi hâlâ daha çol^jnda önemli davayı kendisine çekebiliyordu. Fakat, göreli olarak daha etkin ve lerahn kişiliğine bağlı bu mahkemelerin uyruklardan oluşan kitleye ulaşmadığı apaçık ortadaydı. Hatta Almanya’daki gibi, iyi yönetimin gereği olarak ülke içinde dolaşan kralın geçtiği yerlerde leralın mahkemesinin önünde tüm öteki mahkemelerin silinip gitmesi bile yeterli olmuyordu. Yargı sistemi içinde kralın iküdarının belirleyici bir unsur haline gelebilmesi için, yargı yetkisini misyoner yargıçlar ya da sürekli temsilciler ağıyla tüm krallıkta geçerli kılması gerekiyordu. ikinci feodal çağın sona erişinin göstergesi olan güçlerin genel olarak bir elde toplanması sırasında, önce İngiltere’nin Norman ve Anjou’lu krallarının, daha sonra ve çok daha yavaş olarak da Capet’lerin tamamlamayı başardıklan iş, aslında yalmzca buydu. Bunların hepsi, ama özellikle de sonuncular, vasallik sisteminin kendisinde değerli bir dayanak noktası bulacaklardı. Çünkü sonuçta, yargılama hakkının birçok kişi arasında bölündüğü feodalite, yine de, temyiz oyunlarıyla bu parçalanmaya bir çare bulmuştu.
Bu dönemde, hakkında karara varılmış bir davanm, aynı taraflar arasında olduğu müddetçe başka yargıçlar önünde yeniden mahkeme edilebilmesi düşünülemiy'ordu. Bir başka ifadeyle söylersek, iyiniyede yapıirmş gerçek bir hata düzeltile-miyordu. Buna karşın, taraflardan biri, mahkemenin bilerek yanbş karar verdiğini düşünüyorsa, ya da daha sert bir biçimde, tüm yargılama sürecine itiraz ederek yargıcını reddederse, ne oluyordu? Bu durumda, mahkeme üyeleri hakkında daha üst bir mahkemede dava açmasına hiçbir engel yoktu.tesettür İlkinden mutlak anlamda farkh olan bu davayı kazamrsa, kötü yargıçlar genellikle cezalandırılıyorlardı ve almış oldukları karar da her halükârda yeniden gözden geçiriliyordu. Bu şekilde anlaşılan temyiz (bugün bunu yargıcın taraflılığı diye adlandırıyoruz), barbar krallıklar zamanından beri vardı. Fakat bunun, o dönemde, özgür insanlardan oluşan mahkemelerin üs-
tünde yer alan tek mahkeme olan krallık mahkeınes^, başka götürülebileceği bir merci yoktu. Bu temyttin mada çok istisna ve çok güç olduğu anlamına geline^ Vasallik rejimi yeni olastbklara kapı açü. Bundan böj^ vasalin olağan yargıcı kendine fief veren senyörü olao^ Dolayısıyla, bir yargıcın adaletli bir yargılama yapımktanjj^ çınması, öteldler gibi bir suçtu. Böyle bir yargıca doğal feodalitenin bilinen ortak kuralı uygulanacaktı, yani teutijij, bu yolla biat zinciri boyunca basamak basamak en üsk 4; çıkacaktı. Bu süreci işletmek çok güçtü, ayncadaçokteHk. liydi, çünkü bu konudaki kamt geleneksel olarak düelo^ luyla elde ediliyordu. En azından, bundan böyle başvunıİEj gereken feodal mahkeme, çok uzaktaki kralın mahkemct den çok daha ulaşılabilirdi; en sonunda krala ulaşıldığmiıs bu aşama aşama gerçekleşiyordu. Aslında, üst smıflannEf, lamalarında, temyiz gitgide daha genel hale geldi. Vasalf fief sistemi, bağımhlıklar hiyerarşisi içerdiği ve biAlıkîr: üzerinde yer alan şefler arasmda bir dizi doğrudan ilişbb duğu için, yargı örgütlenmesi içine, uyruk olarak kabul e; nüfusun büynik bir bölümüyle temas halinde oknavand tarz kraUıklann korumakta yetersiz kaldıklan bitlik unsuts:. yeniden sokmaya olanak tanıyordu.
KRALLIKLAR VE İMPARATORLUK
I. KRALLIKLARIN COĞRAFYASI
Feodal Avrupa’da, sayısız senyörlüklerin, aile ve köy topluluklarının, vasal gruplarının üstünde, çok geniş ufuklara sahip olmalarına karşın eylemleri çok etkisiz kalan, bununla birlikte kaderleri bu parçalanmış toplumda düzen ve birliğe ilişkin bazı ilkeleri sürdürmek olan çeşitli güç odakları yükseliyordu. En tepede güçlerinin ve ihtiraslarının kaynağını uzun bir geçmişten çıkaran kraUıklar ve imparatorluk yer ahyordu. Daha altta, hemen hemen ayırt edilemeyecek derece farklılıklarıyla toprak hükümdarlıklarından başlayarak sıradan baronluklara ya da şato sahibi derebeyliklerine kadar giden daha yeni egemen birimler sıralamyorlardı. Öncelikle, arkalarında zengin bir tarih bulunan güçleri ele almak uygun olacaktır.
Ban Avmpa, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Germen hanedanları tarafından yönetilen krallıklara bölünmüştü. Feodal Avrupa’mn hemen hemen tüm monarşileri az çok doğmdan bu “barbar” monarşilerin mirasçılarıydılar. Bu devamlılık, özellikle Anglosakson İngiltere’de çok açıktı. Bu ülke, IX. ynizyılın ük yarısına doğru, hâlâ daha, bir zamanlat istilâcıların asbnda çok daha fazla sayıda kurmuş olduklan egemen birimlerin doğrudan mirasçısı olan beş ya da alü devlet arasmda paylaşılmış durumdaydı. Sonuçta, İskandinav akın-
larından geriye, komşularının kalıntıları üzerinde genişleten Wessex krallığından başka bir şey ha önce görmüştük. X. yüzyılda, Wessex kralları, ya tanya’nın kralı ya da daha sıklıkla ve daha sürek]] j ^ AngUar’ın ya da İngilizler’in kralı unvanını kullanma ajiti ^ ğım edinmişlerdi. Bununla birlikte, Norman işgali döne de, bu regnum Anglomm'\xn sınırlarında Keltler’e aitbirtop^^ parçası varhğım sürdürüyordu. GaUer ülkesinin Brötonjj^ birçok küçük hükümdarlık arasında paylaşılmıştı. doğru, bir İskoç (yani İrlandalı) şefler ailesi, sırayla, topraklardaki öteki Kelt boylarına ve Lothian bölgesinin Gf,tesettür men ya da Germenleşmiş nüfusuna boyun eğdirerek parça geniş bir krallık kurmuştu: Admı, galip işgalcilerin 4 sal adlarından alacak olan bu kraUık İskoçya’ydı.
İberik yarımadasında, Müslüman istilâsından sonra At. ra’ya sığınan bazı Got soylulan, içlerinden birini burada k ilân etmişlerdi. Birçok kez kurucunun mirasçıları arasui bölünen ama Yeniden Fetih hareketiyle birlikte bü)ük oranda topraklarım genişleten devlet bu şekilde kurulduktan sonra, X. yüzyıla doğru, başkentini dağlarm güneyindeki yaylak-da bulunan Leon’a taşıdı. Aym yüzyıl boyunca, doğuya d(Ş Kastilya’da kurulan askerî bir karargâh, önce Asturo-liot kraUıklarına bağımh oldu, sonra yavaş yavaş özerklik kazani ve yöneticisi 1035’te kral unvamm aldı. Yüzyıl kadar soûft banda, Portekiz’de, benzer bir ayrılma daha görüldü. Bu tında, Navarlar da denilen Merkezî Pireneler’in Basklarikö»-vadilerinde ayrı olarak yaşıyorlardı. Fakat, sonunda bunlar^ 900 yıhna doğru çok açık bir biçimde ortaya çıkacak olanla krallık kurdular. 1037’de bu monarşiden bir parça daha ■ rıldı ve bu topraklarda yaşanan sel baskımndan dolayı''^ gon” olarak adlancbrıldı. Tüm bunlara, Ebro ırmağının kısrmmn kuzeyinde Franklar tarafından “uç eyaleti’ olaf kurulan ve Barselona Kontluğu adı altmda, Aziz Inuit!^
(jar hukuksal olarak Fransa kralının fıefı olarak kabul edilen bölgeyi de ekleyiniz. Bunların hepsi, içinden “İspanyollar”ın çıküğı (aşırı hareketli ve paylaşmaların, işgallerin ve evlilik politikalarının yol açtığı tüm değişikliklere maruz kalan sınırlarıyla) siyasal oluşumlardı.
Pireneler’in kuzeyinde, barbar krallıklardan biri olan Frank Krallığı’nın toprakları, Karolenjler tarafından ölçüsüzce bü-^rütülmüştü. Kasım 887’de, Icısa bir süre sonra, yani ertesi yılın 13 Ocak’ında ölecek olan Şişman Charles’ın tahttan indirilmesi, imparatorluğun birliği için gösterilen son çabanın da başarısızlığa uğradığının işareti oldu. Doğu’nun yeni kralı Ar-nulf, Reims Başpiskoposu’nun Batı’da da egemenliğini genişletmesi konusunda yaptığı öneriyi kabul etmekte isteksizlik gösterdiyse, bu hiç de kapris yaptığı anlamına gelmiyordu. Charlemagne’ın mirasının çok ağır olduğu beUiydi. İmparatorluğun bölünmesi, ana batlarıyla, 843’te Verdun’deki ilk paylaşımda belirlenmiş olan sımrlara göre gerçekleşti. Bu tarihte, Ren’in sol kıyısmdaki üç piskoposluğun (Mayence, Worms ve Spire), kısa bir süre öncesine kadar iki Frank hanedamna bağlı olan nehrin doğusundaki geniş Germen ülkeleriyle birleşmesinden oluşan Germanyalı Louis’nin kraUığı, 888’de, kendi soyamdan hayatta kalan tek kişi olan Carinthia’lı Ar-nulPun lehine yeniden kuruldu. Bu, bilindiği gibi artık tehlikesizce yapılabilecek bir anakronizmle “Almanym” olarak adlandırabileceğimiz, o zamanın “Doğu Fransa”sıydı.
Kel Charles’ın eski kraUığında, “Batı Fransa”da (kısaca bizim Fransa’mızda), iki büyük senyör aşağı yoıkarı aym zamanda kendilerini kral ilân ettiler: Frank bir aileden gelen Italyan Dük Spoleto’lu Gui ile büyhik bir olasılıkla Sakson kökenli Neustria’h Kont Eude. Çok daha fazla sayıda bağımh adamı bulunan ve Normanlar’a karşı savaşta admı duyuran bu İkincisinin kendisini kral olarak kabul ettirmesinde hiçbir somn yaşanmadı. Burada da sımr, yaklaşık olarak Verdun’de-
