tesettür ve felsefe toplumu

tesettür ve felsefe toplumu

 tesettür diyorki  gereksinimi duyduğu ve işleri geliştikçe yeni hu],. sorunlar çıkarmaktan geri kalmadığı için, geleneksel adalj,' ’ kanizmasımn yavaşlığı, zorluğu ve köhneliği kaışısuıd, i' den çıltmaktadır. Kentin kendisini yöneten yetkilerin yıda olması, tecim işlemlerini iyi denedemesini engelledjjj'^ burjuvazinin sınıf dayamşmasına bir hakaret oluşturdu^ onu kızdırmaktadır. Kilise ya da soylu sınıfı mensupların, yararlandığı çeşidi bağışıklıklar,tesettür onun tarafından, aynı kazanç
özgürlüğüne engeller olarak algdanmaktadır, Aral^j olarak dolaşıp durduğu yollarda, haraç gibi ayakbastı par,) toplayan vergi tahsildarlarından ve soyguncu senyörlerinij, vanlar üzerine saldırdıkları şatolardan aynı derecede neitı etmektedir. Kasaca, hâlâ daha yahnzca çok küçük bit yer ijjj etdği bir dünyaya ait kurumların hemen hepsi onu incitmelit ve rahatsız etmektedir. Şiddede ele geçirilmiş ya da pıtaiür gücüyle elde edilmiş bağışıklıklarla donatılmış, ekonomüp ydma kadar gerekdğinde misilleme yapmak üzere de sa|a biçimde silahlanmış bir grup olarak örgüdenmiş nitelildetı^ burjuvanın düşlerindeki kenti kurmak, feodal topluma tam-men yabancı bir yapı ortaya çıkaracaktır.
Sonuçta, bunca arzulu burjuva toplulukların ideali o!» ortak bağımsızlık, bütünü içinde oldukça mütevazı hbul ti lebilecek özerk yönetimin farklı derecelerinin ötesine çok stt rek olarak geçebilecekti. Fakat, yerel tiranların aptalca bısb larından kurtulmamn, başlangıçta belki en kötü yol gjbi^ rünse de daha sonra deneyim sayesinde en güvenli yol ot ğu ortaya çıkan bir başka çaresi daha vardı; Geniş alanlaıi düzenin bekçisi olan ve malî sıbntdan dolayısıyla da zeıf vergi mükelleflerinin refahıyla yakından ilgilenen (bunun keı-dilerine katkısını giderek daha iyi anlayacaklardır) büyük kti-İlk ya da toprak hükümdarhklarınm yönetimlerine baş# mak. Yine bu yolla ve belki de daha kesin bir biçimde b# vazinin gücünün artması, feodal yapının en karaktensdk®®
liklci'incien biri olan yetldlerin bölünmüşlüğünü ortadan kaldıran unsurlar arasında yer alacaktır.
Diğerleri arasında anlamlı bir sözleşme, genel olarak, ister isyan ister örgütlenme için olsun, y^eni bir kent topluluğunun sahneye çıkışımn işaretlerini veriyordu; Burjuvaların kar-şıbklı yemini. O zamana dek, yalnızca tek başlarına bireyler vardı. Artık, kolektif bir varhk doğuyordu. Bu şekilde yaratılan yeminli ortaklığa, Fransa’da tam olarak “communf (komün) deniliyordu. Hiçbir sözcük hiçbir zaman bundan daha tutku yniiklü olmamıştı. İsyan gününde burjuvazinin toplanma ve tehlike amnda burjuvanm çağrı çığlığı olan bu sözcük, daha önceki dönemlerde tek başlarına yönetici sımfı oluşturanlarda uzun hınç yankıları doğuruyordu.tesettür Guibert de Nogent’in dediği gibi, “bu yeni ve nefret uyandıran” sözcüğe karşı neden bu denli hmç duyuluyordu? Kuşkusuz buna katkıda bulunan birçok duygu söz konusuydu; Yetidlerine, gelirlerine ve itibarlarına doğrudan tehdit algılayan güçlülerin endişeleri; Kilise “serbestliklerinden” rahatsız olan ve saygınlığı çok az bir grubun ihtiraslarınm KiHse yöneticilerinde yol açtığı hiç de nedensiz sayılamayacak korkular; şövalyenin tüccara karşı duyduğu küçümseme ve hınç; kazançlarını kirli kaynaklardan elde eden bu “tefeciler”in, bu “çıkarcılar”m cesaretlerinin din adamının kalbinde ymrattığı erdemli öfke.^^° Bunlara ek olarak, daha derin başka bir neden de vardı.
Feodal toplumda, daha başlangıçtan beri, yardım ve “dostluk” yemini sistemin temel taşlarından biri olarak ortaya çıkmışü. Fakat bu, aşağıdan yukarıya doğru işleyen yani tabi kişiyi üstünde yer alan güçlü kişiye bağlayan bir ydikümlü-lûktü. Ortaklaşa yeminin özgün tarafı ise, eşitleri birleştirme-siydi. Elbette bu daha önce hiç görülmemiş yepyeni bir özellik değildi. Daha sonra göreceğimiz gibi, Charlemagne’ın ya- *
sakladığı şu halk loncalarının mensuplarının “birbiıletj şı” ettikleri yeminler üe daha sonra, kent komünleık ^ çok açıdan örnek alacakları barış ortaklıklannın üyeler, ' fından edüen yeminler bu nitelikteydiler.tesettür Burjuva smı ortaya koyan en eski göstergelerden biri olan kejt)"'* özerklik kazanma yolundaki ük çabalarından önce ortayj^ mamış olsalar da, yakuzca ücaretin ve maceralarının getfj, küması sonucunda kurulmuş ve bazen kendileri de "lom,! olarak adlandırılan küçük şirketlerde toplanmış tüccarlanji^ birine bağlanmak üzere ettikleri yeminler de aynı niteliltf, diler. Bununla birlikte, bu karşüıldı bağlılık yemini uygulajj sı, komün hareketinden önce hiçbir zaman bu derece yay^, laşmamış ve bu derdi güç kazanmamıştı. Bir vaiz yazajı; dediği gibi, dört bir tarafta behriveren bu “ayaklanmalai'gj. çekten de “huysuz adamların bir araya gelmesf’nin sodi® gibiydi.^^’ Hiyerarşik bir topluma son derece antipatik gtlis tam anlamıyla devrimci mayalanma, komün içinde, bmlı yer ahyordu. Kuşkusuz bu dk kent gruplannm demobokif. nilebüecek hiçbir yönleri yoktu.tesettür Kentlerin gerçek kumofc olan ve daha sonra küçük burjuvalarm çok acı çekerek ip yolu izleyecekleri “büyük burjuvalar,” yoksul insanlar içkjt neUikle çok sert efendiler ve acımasız alacaklılar I daydüar. Fakat, karşdıklı yardım sözü, korumayla ödi len itaat sözünün yerini alarak, Avrupa’ya, feodal deniei cek zihniyete kökten yabancı yeni bir toplumsal yaşam» suru getiriyordu.
A. GIRY, Documents sur ks rtlaSions de h royauti avec ks vilks, 1885, no. XX, 58-
ÎKİNCİ KİTAP İNSANLARIN YÖNETİMİ
BİRİNCİ BÖLÜM YARGI KURUMLARI
I. YARGI REJİMİNİN GENEL NİTELİKLERİ
İnsanlar nasıl yargılanıyorlardı? Toplumsal bir sistem için bundan daha iyi bir denek taşı bulmak mümkün değildir. 1000 yılına doğru Avrupa’mn bu konuda ne durumda olduğunu sorgulayalım. İlk incelemeden itibaren, ydizeysel olarak yargısal ayrıntılara egemen bazı özelliklerden güçlü bir yapı ortaya çıkmaktadır. Dikkat çeken, öncelikle yargısal yetkilerin olağanüstü parçalanrmşbğı; ardından karmaşıklığı ve nihayet, çok etkili olmayışıdır. Çok sayıda mahkeme, en vahim davalara ilişkin karara varmak üzere yan yana görev yapıyordu. Elbette, bazı kurallar teorik olarak bunlar arasındaki yetki paylaşımını düzenliyordu. Fakat, bunlara rağmen sürekli olarak ba-a belirsizlikler devam ediyordu. Bize ulaşan senyörlük kayıtlan, rakip mahkemeler arasındaki tartışmalara ilişkin belgelerle doludur. Anlaşmazlıklarım hangi yetkilinin önüne götüreceklerini bilmemekten dolayı umutsuzluğa kapılan davalı ve davacılar genellikle kendi arzularına göre bir hakem bulma konusunda aralarmda anlaşıyorlardı ya da uzlaşma yoluyla bir karara varmayı yeğliyorlardı: Aslında, daha sonradan buna uyul-mayacağı tehlikesini de göze alıyorlardı. Yetkisinden kuşku duyan ve gücünden emin olmayan mahkeme, taraflardan, aldığı brara razı olmalarını önceden ya da iş işten geçtikten
lunmuyordu. Kısaca, hiçbir şey bize düzensizliğin keınj^ zında en önemli tarihsel olgu olabileceğini bu kanşıHijijj^ daha iyi ammsatamaz. Yine de, bu açıklanması getcktj' olgudur. Göründüğü kadarıyla, burada, büyük ölçüde geleneklerden kaynaklanan ve aynca çok hareketli bit mun gereksinimlerini iyi-kötü yamtlama konusunda zo,|^ larla karşılaşan karşıt ilkelerin, aralıksız olarak birbirlenjltj^ tışmasmdan doğan bir durum söz konusuydu. Fakat, bıiıi;, rum, insan çevresinin adaletin işleyişi üzerinde oluştutıly;. somut koşullardan da kaynaklamyordu.
tesettür sundu.