tesettür ve felsefe toplumu bilgi

tesettür ve felsefe toplumu bilgi

 tesettür diyorki Bağımhiık ilişkilerini çoğaltmış olan bu toplumda, lıets; (ki, ne kadar kalabalık olduklarım Tanrı bilir) yargıç ofe diliyordu. Çünkü, yalmzca yargılama hakkı bağımlı Idşü^ revlerini işlevsel bir biçimde yapmasmı sağlayabiliyorin yabancı mahkemelerin kararlarına uyuna zorunlulukkuıt! tadan kaldırarak, bu insanları hem koruma ve hem de vöd5 menin en güvenli aracım sağlıyordu. Aynca, bu haközûfe riyle kazanç sağlayan bir hakü. Yalmzca, müsaderenin venri gelirleri ile ceza ve adalet masraflarınm tahsil edilmesini içe mekle kalmıyor; tüm bunların ötesinde, tesettür tüm askerice lik komutanları bir açıdan yargıç sayılmazlar mı? Fakatb»' fada kuUandıkları yetkileri, son derece iyi tammlanmış^
efendilerin bunalr elde etdkleri yasal yhikümlülüklere ilişkin uygulamanın de| tirilmesine de olanak sağlıyordu. Justicia sözcüğünün te senyörlük yetkilerinin tümünü tammlayacak denli yaygınk larulmasının benimsendiği görülmekteyse, bu hiç de ttsafc eseri değildir. Gerçeği söylemek gerekirse, burada birçokif dan, hemen hemen bir arada yaşamamn tüm biçimlen.® ortak olan bir gereksinimin ifadesi söz konusudur G» müzde bile, kendi şirketi olan tüm işverenler,
■ilanlarıyla sınırlıdır. Yalnızca bir işçiyi ya da bir askeri ve onlar bu sıfatı taşıdıkları müddetçe yargılarlar ya da yargıla-mabdırlar. Feodal zamanların şefi çok daha ötesini hedefli-vordu, çünkü tabiiyet bağları bu dönemde insanı tüm yönleriyle kuşatmaktaydı.
Feodal dönemde adaleti yerine getirmek aslında çok zor bir iş değildi. Kuşkusuz bunun için biraz hukuk bilgisine sahip olmak gereldyordu. Yazılı hukuk kurallarının bulunduğu yerlerde, bu bilim, genellilde çok sayıda ve ayrmtıb, ancak bü-\yk ölçüde hiçbir kişisel düşünme çabasını gerektirmeyecek kadar da katı kuralları hemen hemen ezbere bilmek ya da okutmak anlamına geliyordu. Eğer sözlü örf hukuku yazıb metin yerine geçerse, bu yaygın gelenek hakkında biraz bilgi saliibi olmak yeterliydi. Nihayet, her halükârda uygun olan, tüm bu süreci biçimsellik korsesi içine sokan beklenen hareketleri ve gerekli sözleri bümekti. Kasaca tüm bunlar bir hafıza ve uygulama işiydi. Kamt araçları basit ve kolay uygulanabilir nitelikteydiler. Çok daha az rastlanan tamkbk uygulaması, söylenenlerin doğruluğunu araştırmaktan çok onları kaydetmekle sıntrhydı. Yasal bir belgenin içeriğini hesaba katmak (zaten uzun bir süre oldukça seyrek rastlanan bir du-ramdu), taraflardan birinden ya da ikisinden birden yemin etmelerini istemek, fiziksel işkenceye dayak kamtın ya da adlî düellonun (bu sonuncusu. Tanrısal yargının öteki biçimlerine göre, giderek daha yaygınlaşmıştı) sonuçlarmı saptamak: Benzer işlerin yapılması hiçbir teknik hazırlık gerekürmiyordu. Dava konulan çok sınırk ve basitti. Ticaret yaşamının düşüşü sözleşmelere ikşkin dava sayısını büyük ölçüde azaltmışa. Daha cank bir değişim ekonomisinin bazı özel çevrelerde yeniden gekşmesi söz konusu olduğunda, benzer davalar kar-şısmda geleneksel mahkemelerin ve kamu hukukunun gösterdiği yetersizkk, tüccar gruplarmı, çok erken tarihlerden itibaren önce gayrıresmî hakemkk, daha sonra da kendi mahke-
melerini Icurma yoluyla kendi aralarında sonuç almayjj,. ti. Hemen her davamn sabit konusu, müsadere (y^ lerinin uzun süre kullanmalarını yasaklayan bir cezaya rümış mülkiyet) ile eşyalar ve insanlar üzerindeki Doğal olarak, cinayeüer ve cürümler de bunlarla bitfiltj' rülüyorlardı. Fakat bu konulara ilişkin olarak mahkcnifij, yetkileri, uygulamada garip bir biçimde özel intikaınla r lanmaktaydı. Sonuç olarak, yeterli güce sahip olanyadaljıj, vekâleten elde etmiş bulunan herhangi bir kişinin yarşç,^ rak ortaya çıkmasmı önleyecek hiçbir entelektüel engel |> lunmuyordu.
Bununla birlikte, olağan mahkemelerin yanı sıra özel mahkeme sistemi daha vardı: Kilise mahkemeleri. Bunlınii, Kilise’nin kendi görevini yerine getirirken oluşturduğu nj kemeleri anlamalıyız.tesettür Çünkü, bunca kılıç soylusu senyöıi; kiyle aym nitelikte olan piskoposların ve manasürlannkeui lerine bağh adamları üzerinde sahip olduklan;tesettür doğal olarak, gerçekten kiliseye özgü yargılama 1 yer almıyordu. Bu sonuncusunun eylem alanı İkiliyi Ktd yetki alanmı, rahipler ve keşişler gibi kutsal işareti taşıyaale keşi kapsayacak şekilde yaygınlaştırmayı hedefliyordu. Am dinsel sapkınlıktan yemine ve evliliğe kadar, laik kimsele işlenmiş olmakla birlikte konuları gereği dinsel kabul A bazı suçları ve eylemleri de tamamen ya da kısmen kenİıı gı yetkisine katıyordu. Feodal çağ boyunca, gelişimi yakc büyük dünyevî güçlerin zayıflıklarını ortaya çıkarmaklık madı (bu konuda, Karolenj monarşisi ruhban sımfmaçokii ha az bağımsızhk tamrmştır). Ayrıca, Tanrı’nm hizmeiki'i rmdan oluşan küçük toplulukla din dışı kide arasmdauKii uçurumu giderek genişletme konusunda ruhban içinde rif lan eğüimi de ortaya çıkardı. Bu noktada, yine yetki s# çok harekedi sınır tartışmalarına yol açû ve bu yargı ytk nin smırma ilişkin tartışmalar, asbnda, gerçek devlet yön'’'
jninin yeniden ruhbanın yetki gaspetmesine karşı çıkmaya başladığı zaman ateşlendi. Fakat, feodaliteye özgü kurumlar-dan özellikle kilise hukuku ve yargı yetkisi hakikaten imparatorluk içinde imparatorluk niteliğine sahip olduklarmdan, bir keteye mahsus olmak üzere rollerini ve önemlerini kısaca ha-orlatoktan sonra, artık bu konuyu dışarıda bırakmak gerçeklere daha
Barbar Avrupa’da kişisel hukuk gibi yargı sistemi de özgür insanlar ile köleler arasmdaki geleneksel karşıtlığın egemenliği altındaydı. Bunlardan birincisi, ilke olarak, öteki özgür insanlardan oluşmuş mahkemelerce yargılamyorlardı ve kralın bir temsilcisi bu duruşmalan yönetiyordu. İkinciler üzerinde ise, efendi, (kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda) karar verme ve yalnızca kendi keyfine göre düzenlediği bir cezalandırma yetkisi kuUamyordu ki, bunu tam anlamıyla adaletin sağlanması olarak nitelemek mümkün değildi. Gerçeği söylemek gerekirse, kölelerin kamu mahkemesi önüne çıkarıldığı durumlara da istisnai olarak rasdanabiliyordu. Bu durum ya efendi kendi isteğiyle sorumluluktan kurtulmak için söz konusu olanağı kuUandığmda y'^a da yasa, düzeni daha iyi sağlayabilmek için bazı davalarda efendiyi buna zorunlu kıldığında geçerli olabiliyordu. Fakat o zaman bile, kölelerin kaderi eşitlerinin değil, kendilerinden daha üstte yer alan insanlarm ellerine bırakılıyordu. Hiçbir şey bu karşıthktan daha açıklayıcı olamaz. Bununla birlikte, çok erken tarihlerden itibaren, yaşamın karşı çıkılamaz baskısı önünde o da boyun eğmek zorunda kaldı.
Sonuç olarak, bu iki yargılama kategorisi arasmdaki uçurum, bilindiği gibi, uygulamada giderek kapanma eğilimi içine girdi. Birçok köle, özgür insanlarla aynı statüye gelerek, tasar-
tesettür