tesettür ve felsefe toplumu bilgisi

tesettür ve felsefe toplumu bilgisi

tesettür diyorki  Birçok özgür insan da bir yetkisi alünda yaşıyordu ve onun verdiği tarlaları Nasıl olacaktı da, efendi, aynı bağımlılık ilişkisine tabip çük ve karma halkın üzerinde, cezalandırma çimde kullanmayı yaygınlaştırmak istemeyecekti? bjjj'j cakû da, gnıp içinde meydana gelen anlaşmazlıklarda,.tesettür!^ olarak ortaya çıkmayacaktı? Roma döneminin sonunda/ baren, bu “güçlülere” ait özel adaletlerin, bazen hapisiuj* leriyle birlikte, hukukun marjında beliriverdikleri götii|jı,(p dir. 542’de ölen Arles’ü Saint Cesaire’in yaşam öyküsü yaj,. kahramanına, kendisine bağk adamlarınm hiçbirine, bd). zaman, en azmdan bir defada otuz dokuz kezden fazla > payla vurmadığı için övgüler düzmektedir. Ve bunu, kal],, mamnın yalmzca kölelerine karşı değü, “kendisine itaate mek durumundaki özgür adamlarına” karşı da iyikalpli ot ğunu belirtmek için yapmaktadır. Bu fiilî durumu huLis, olarak tanımak ise barbar krallıklara kalmışa.
En eski zamanlarda, Galya’da, Karolenjler’in çabasııiı geniş imparatorluğun her yerinde yaygınlaşacak olan Fal “dokunulmazhğı”mn başlangıçtan beri temel amaçlamİ! biri ve kısa süre içinde de varlık nedeni bu olmuştu. Sözoi iki ayrıcabğm bir arada bulunmasını ifade ediyordu: Bazı mİ vergilerin almmasmdan muaf tutulmak ve krallık götevlib ne hangi nedenle olursa olsun “dokunulmaz” topraklara ja şin yasaklanması. Bu ayncabklar, merkezin, hemen hemen» runlu olarak, bu toprakların halkı üzerindeki bazı yaıgı yet lerini senyöre devretmesiyle sonuçlandı.
Gerçeği söylemek gerekirse, bu dokunulmazlıklanıılıii özel belgelerle bahşedilmesi kesinbkle kiliselerle: mış gibi görülmektedir. Ortaya çıkarmayı aksi yöndeki bazı sınırb örnekler yalnızca çokgeçtatMeıt» olmakla kalmıyorlar, ayrıca çok istisnai koşullarda açıkb? çerli oluyorlardı. Öte yandan, Frank mühürdarlığındakıfe^
bn belgelerin sessizliği, manastır arşivcisinin her zaman kuş-bu uyandıran sessizliğinden çok daha fazla güven duyulmayı hak etmektedir; Burada, laiUer lehine yapılmış bu tür bir sözleşme modeli aramak boşuna çaba olacaktır. Bununla birlikte, uygulamada, laik senyörlerin çok büyük bir bölümü başka bir yolla aynı avantajlara kavuşmuşlardı. Geleneksel olarak kraliyet mülkleri de “dokunulmazlar” arasında sınıflandırıhyorlar-dı. Bundan, doğrudan hükümdar yararına işletilen ve görevlilerden oluşan özel bir grup tarafından yönetilen bu müLkle-rin normal kraliy'et memurlarının yetkisinde bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Kontun ve konta bağh adamlarının buralardan herhangi bir vergi tahsil etmeleri ve hatta buralara girmeleri yasaklanmıştı. Dolayısıyla, kral verilmiş ya da verilecek bir hizmetin karşılığ olarak topraklarından birini bağşladığ zaman bile, normal koşullarda, bu toprağın eski dokunulmazbğ saldı tutuluyordu. Geçici olarak verilmiş olma niteliği taşıyan “beııefıdum,” teorik olarak, krallık toprağtmn bir parçası olma-y sürdürmüyor muydu? Servederinin kökeni büyük oranda kralm bu cömert bağşlarına dayanan güçlüler, senyörlükleri-nin çoğunda tam olarak Kdlise’nin dokunulmazlıklarına benzet yasal ayncalıklardan yararlamyorlardı. Bu ayncalıkları, daha gayrimeşru bir biçimde, çok uzun bir süreden beri efendisi olarak yönetmeye alışmış oldukları kendilerine ait mülkler lehine de genişletmiş bulunduklarından zaten kimse kuşku duymamaktadır.
Bu bağşlar tüm birinci feodal çağ boyomca devam edecekti ve mühürdarhk görevlileri bunları çok daha geç tarihlerde bile artık gereksiz hale gelmiş belgelere aktarmayı sürdüreceklerdi. Krallar, bu bağışları çeşitli ama aym zamanda da zorunlu nedenlerle yapıyorlardı. Kiliselere bağş yapmak dinsel bir görev olmakla birlikte, hükümdarlar bu yolla halklarına Tanrı’nm kutsal şefaatini sağlayacaklarım düşündüklerinden, aym zamanda iyi bir yönetimin görevleri arasında da
yer alıyordu. Yerel yöneticilere ve vasallere gelince karşı gösterüen bu cömertlik, kırdgan bağlılıklan içi^’ bir bedeldi. Öte yandan bu bağışlarda, krallık görevlf*' eylem alanlarım sınırlayacak oldukça vahim bir sakine, ' lunmuyor muydu? Efendiye karşı genellikle yumuşak ^ mayan tebaaya karşı sert davramşlar yalnızca güvens,;|tesettür!^ artmasına yol açıyordu. Bundan böyle monarşi dibej" itaati sağlama işini, bunlar kadar, tebaa kitlesini aralannd,! lüşen küçük grupların şeflerine de dayandırıyordu; bu sotı^ luların yetkilerini artırarak, kendi denetleme sistemini djjj; lamlaştıracağım düşünüyordu. Nihayet, özel yargı sistej|tesettür. uzun vadede çok yaygınlaştılar ve basit bir güç kulanumııd. doğdukları için de, sımrlarımn nereye kadar gideceğine lau, veren yine yaknzca güç oldu. Bu mahkemeleri yasallaştıını4 fırsat çıkmışken, kendi gerçek smırlanna götürmeye de 4 nak tamyacakti. Karolenj dokunulmazlığının çok duyut d duğu bu sonuncu kaygı, Charlemagne tarafından başlanlınr, izleyen süreçteki tüm gelişmeleri derinden etkileyecek (fe yargı rejimindeki genel reformla ilişkiliydi.
Merovenj devletinde temel yargı bölgeleri görece kiki topraklardı: Büyüklükleri (doğalhkla sayısız yerel faıklikı ilişkin çekince koymak koşuluyla) aşağı yukan Napoleoniı rafindan oluşturulan en küçük arondissementhıh.t^\hkk: nellikle “yüzlük” anlamına gelen Roman ya da Germen 4 taşıyorlardı: Bu, Germen halkma ait eski kummlara ve tâ de bizimkinden farklı bir sayısal sisteme (modem Almanai hundert olarak yazdığımız sözcüğün ilk anlamı büyük biı ok sılikla yüz yirmi idi) kadar uzanan kökeni oldukça befoııts tanımlamaydı. Roman dilinin konuşulduğu ülkelerde tı® ya da “viguerid' (Latince: vicarid) de deniliyordu, Kot kendi yetkisi altindaki yüzlülderi dolaşırken, tüm özgür îfc lan mahkemesinde yer almaları için çağırıyordu.
vanlar grubunca veriliyordu; kralbk görevlisinin rolü başlangıçta oturuma başkanlık etmekle, daha sonra da kararlarm uvgulanmasım sağlamakla sınırlıydı.
Ancak, uygulamada bu sistemin iki sakıncası olduğu görüldü: Bölge sakinlerini çok sık toplantıya katılmak; kontları ise, lâyıkıyla yerine getiremeyecekleri çok ağır bir yükümlülük üstlenmek zomnda bırakıyordu. Bundan dolayı, Charlemag-ne bu sistemin yerine, her biri kendi alamnda tam yetkili olan farklı derecelerde iki mahkemeden oluşan bir sistem kurdu. Bu yeni sisteme göre, kont mahkemeyi toplamak için düzenli aralıklarla yüzlüğe gelmeye devam etmekteydi ve bütün halk, geçmişte olduğu gibi, ilke olarak mahkemede bulunmak zorundaydı. Fakat, tüm üyelerin bulunduğu bu kontluk mahkemesi artık yılda yalmzca üç defa toplamyordu; Toplantıların azaltılması yetki smırlandırmasıru da mümkün kümıştı. Bundan böyle, bu “genel duruşmalara” yalnızca “büyük davalar” olarak adlandırılan, en önemli konulara ilişkin davalar çıkarı-lacakn. “Küçük davalara” gelince, bunlar hem daha seyrek toplanan hem de yalnızca yargılayanlar gmbunun kaülmak zorunda olduğu ve başkanlığm kontun şuradan bir bağımlı adamına (Fransa’da “centenie/’ —yüzlüğün adamı— ya da ‘ToyeF’ denilen konmn bölgedeki temsilcisi) btrakıldığ daha sınırb oturumlarda ele almacaklardı.
Belgelerimizdeki belirsizlik ne denli korkunç boyudarda olursa olsun, Charlemagne ve hemen onu izleyen halefleri döneminde, dokunulmazlara tamnan topraklarda yaşayan özgür adamlar üzerindeki yargılama yetkisi genellikle “küçük dava-lan” kapsayacak denli geniş tutulmuştu. Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, bu şekilde ayrıcalıklı lalmmış olan senyör, kendi evinde, yüzlüğün adamı görevini de yerine getiriyordu. Tara tersine “büyük bir dava” söz konusuysa ne oluyordu? DokunulmazLk, kontun, dokunulmaz kılınmış topraklarda da-'^alıyı, davacıyı ve ortak yeminleri talep edilenleri ele geçir-
tesettür sundu.