tesettür ve felsefe toplumu bilgileri
tesettür diyorki Büyük ve küçük davalar ayrımının uzun vadeli ya^,,. lan olacaktı. Gerçekten de bu ayrımın, tüm feodal çjj i] yunca ve hatta biraz daha sonrasında da, yeni adlanyla*-^ ve “alt” mahkemeler olarak devam ettiği görülmektelit y' rolenj etkisi altmda kalmış olan ülkelerde ve yalnızca 0%. bu temel karşıtlık, ay-m topraklar üzerinde ama her aj-, aym kişide bulunması zorunlu olmayan yargılama yeıljj^ iki derecesini karşı karşıya getirmeye devam ediyordu. Fij. bu şeküde üst üste bindirilmiş yargılama y'etkisinin ne aj. larımn ne de dağılımımn ük oluştumiduğu zamanki 51®!;^ ve dağılımla uzaktan yakından ilgisi bulunuyordu.Ceza davalarına ilişkin olarak, Karolenj dönem, bıım reddüt geçirdikten sonra, nelerin “büyük dava” sayıkojık nusunda cezanın doğasından çıkarılan bir ölçüt beMe®-. Yalmzca kontluk mahkemesi bir kişiyi ölüm cezasına ns; kûm edebilecek ya da köle düzeyine indirildiğini ilân defe çekti. Bu çok açık ilke yüzyrıUar boynınca varbğım sütıüılı Gerçeği, söylemek gerekirse, özgürlük kavramında jşss. gelişme, cezaî anlamda köleleştirmeyi hızla ortadan kalt (bir serfm katilinin kurbanın senyörüne aym bağlarlaba|ı ma sözleşmesi yaptığının görüldüğü durumlar amkbambıı'î bir başlık, tazminat başhğı altına yerleştirilmişti). Bunalış. yüksek yargıç her zaman “kan” suçlarının (yani ölüme® na yol açan suçların) olağan yargıcı konumunu Yeni olan olgu ise, Norman hukukunda adlandınldığ g5ı>'’ “kıbç davaları”mn birkaç büyük mahkemenin aymıcalıl*'^ olmasının sona ermesiydi.tesettür Birinci feodal çağ boyunca, bef kilde idam cezası verme yetkisini elde etmiş küçük
sajısının çoğabTıasıncIan ne tlalıa çarjııcı, ne ılc (kujıkıısıı/ (i/el-likle Fransa’da çoğalmış olmalarına rağmen) daha evrensel ve insan topluluklarının kaderleri açısımlan tlalıa belirleyici başka bir şey vardı. O halde, ne olmuşiu? I'.lbelie, ne ba/ı kontluk yetkilerinin miras ya da bağış yoluyla jiarçalanması, ne rle saf ve sıradan yetkilerin kötüye kullanılması ben/er bir arıışı açıklamaya yarayacak anahtarı sağlamaya yeterli olacaktır. Ayrıca, hukuksal değerlerin gerçekten değiştiğine açıkça tanıklık eden çeşitli belirüler bulunmaktadır. Artık bütün büyük kiliseler, ya doğrudan kendileri ya da temsilcileri aracılığıyla kan adaletini uyguluyorlardı: Dolayısıyla, eski kurallara rağmen, bu yeni kural dokunulmazhğın dcağal bir uzantısı haline geldi. Bazen jdizlük ya da “fo/r/e” olarak adlandırılan bu yeni kural, idam cezası gerektiren davaların bundan böyle ikinci derece mahkemelerde görülmesinin bir anlamda resmen tanınması demekti. Başka bir ifadeyle, daha kısa bir süre öncesine kadar Karolenjler tarafmdan konulan engel, bu dönemde terk edilmişti. Ve, elbette bu gelişme açıklanabilir niteliktedir.
Gerçi yanılgıya kapılmayalım: Bir zamanlar kontluk mahkemelerinin (ve hatta daha üst derecedeki krallık mahkemesinin ya da «t/rn’lerin çağrısı üzerine toplanan duruşmaların) yetki alanma giren bu ölüm cezaları. Frank döneminde hiçbir zaman çok fazla sayada olmamıştı. O dönemde, yalnızca, özellikle tahammül edilmez kabul edilen kamusal barışa karşı işlenen suçlar benzer cezalara çarptırılıyorlardı. Çok daha sık tastlanılanı, yargıçların görevinin bir uzlaşma önerme ya da dayatmayla, ardından da, bir bölümünü yargılama yetkisine sahip otoritenin alacağı, yasal tarifeye uygun bir tazminat ödenmesini buyurmakla sınırh olmasıydı. Fakat devletler büyük bir güçsüzlük içine girdiğinde, hemen hemen sürekli bir kan davası ve şiddet dönemi başladı. Eski ceza sisteminin etkisizleşmesinin ne denli tehlikeli sonuçlara yol açtığı olgularla ortaya çıktığında, barış birliği hareketine sıkı sıkıya bağlı bir tep-
ki doğmakta gecikmedi. Bu tepki en karakteristik jf;^ Kjlise’nin nüfuzlu çevrelerince benimsenen yepyeni tümda buldu. Bu çevreler, kısa bir süre öncesine kadjj dökmenin ve uzun süren kinlerin dehşeti karşısında natla “uzlaşma” yollarını desteklemişlerdi. Artık, tam teJ tutumla, çok kolay olan satın almalar yerine, zalimlen jıij, maya muktedir tek yol olarak düşündükleri bedensel c(^ ların uygulanmasının ateşli taraftarları olarak görülüyorli,j Yine aynı dönemde, yani X. yoizyıla doğru, Avrupa ceza;, sası, günümüze çok daha yakın tarihlerde artan insancıljj balara dek izlerini sürdürecek olan aşm sert bir görûniinieij rünmeye başladı; Uzun vadede insanların ıstırabına hıı^j kalmaya yol açacak olsa da, bu sert dönüşüm, aslında,; konusu ıstırabı dindirmek arzusundan kaynaklanıyordu.
Ne kadar ağır olursa olsun, cellâtların işin içine kanşs dığı tüm ceza davalarmda, her zaman alt derece mahkati yani ydizlük ya da dokunulmazlık mahkemeleri yetkiİyıit Parasal tazminat bedensel ceza karşısmda gerilediğinde, p gıçlar değişmemiş, aynı kalmışlardı; değişen yalnıza taife rın niteliği ve kontların ölüme mahkûm etme tekiline sû olmaları durumunun sona ermesiydi. Aslında bu geçiş,m ki rejimin iki özelliği say'^esinde kolaylaşmışn. Yüzlük nıabt meleri her zaman suçüstü yakalanan suçlulan ölüm cen.® çarptırma hakkına sahip olmuşlardı. Kamu düzeni bygıals nu zorunlu kılıyormuş gibi görünmektedir. Bu mahkemt önceden belirlenmiş yetki sınırlarını aşmaya yönelten deı® kaygıydı. Dokunulmazlar her zaman kölelerinin yaşamalı® ya da ölmelerine karar verme hakkına sahiplerdi,tesettür Pekit» ğımlılar için özgürlük ve kölelik arasındaki sınır bundanfei nereden geçecekti?
Cinayetler hariç, kontluk mahkemesinin yargı yetkisi i? ne münhasıran iki tür dava giriyordu: Taraflardan birinin?'* tüsünün yani serf mi özgür mü olduğunun belirlenmesinf
da kölelerin sahiplerinin saptanmasına ilişkin davalar ile konusu alleu’\e.nn sahipliği üzerine olan davalar. Bu ikili miras, sonraki dönemin çok sayıdaki )diksek efendi-yargıcına ancak bozularak geçecekti.tesettür Zaten giderek seyrekleşen alleu'\cto. ililin davalar, geneUilde kontluk haklarımn gerçek mirasçılarının tekelinde kalmayı sürdürdüler. XII. yüzyıla kadar, kontun piskopos olduğu Laon buna i}d bir örnektir^^tesettür'. Serilik ya da köleliğe ilişkin sorunlara gelince, hane içi köleliğin hemen hemen ortadan kalkması gibi yeni bir özgürlük anlayışının ortaya çıkması da, bu konuların genel olarak mülkiyete ya da insan bağımlılığına ilişkin davalar yığmı içine karışmalarıyla sonuçlandı: Bunlar, hiçbir zaman “büyük davalar” içinde yer almamış anlaşmazbk türleriydi. Bu şekilde, yoıkarı doğru olduğu gibi aşağı doğm da yetkiden yoksun kılınmış yüksek adaletin tamamen ceza yargılamalarında görev almaya yazgılı kılındığı düşünülebilirdi. Ancak, sözcüğün modern anlamıyla “hukuk” davalan da, usul yoluyla bunların yetki alamna girebildiler. Feodal çağda, konusu ne olursa olsun anlaşmazlıkla-nn çok büyük bir bölümü düello yoluyla karara bağlamyordu. Oysa, bu kanla kamtlama usulünün, yalmzca “kan adaleti” sağlamakla görevli mahkemeler önünde etkili olabileceği, her zaman değilse bile genellikle, doğal olarak oluşan görüş birliğiyle kabul edilmiştir.
Feodal dönemde, yüksek yargı yetkisine sahip herkes, doğrudan kendisine bağımh topraklar üzerinde altdüzey yargı yetkisine de sahiptir. Fakat tersi hiçbir şekilde doğm değildir ya da yalmzca, (Beaumanoir’ın dediğine bakılacak olursa, XIII. yüzyılda Beauvaisis gibi) bazı ülkelerde ve ancak evrimin sonunda doğm olacaktır. Bir başka şekilde söyleyecek olursak, daha altdüzey davalarda üzerinde yaşadıkları topra-
ğın efendisi tarafından yargüanabilen insanların, daha davalarını komşu mahkemenin önüne götürmeleri uzun bir süre boyunca hiç de isüsna oluşturan bir ğildir. Yargı yetkilerinin bölünmesi ne denli yaygın ob^,' sun, iki dereceli yargılama sistemindeki yüksek ve altdi yargı yetkilerinin farklı kişilerde bulunmasını ortadan mamıştı. Ancak, tüm hiyerarşi çizgisinde bir basamakalta| şüş yaşanmıştı. Sonuçta, nasıl voyer ya da yüzlük yargıçla^, halefleri, dokunulmazlar ve her türlü ayncalığın dışındatııj, muş çok sayıda sıradan güçlü insan, alku davahn hariç olm: üzere, kontun büyük davalardaki yargı yetkisini ı dırdılarsa ve bu yolla kendilerini yüksek yargıç haline g lerse, aym şekilde, küçük davalardaki kendilerine ait yargı if kilerini de senyör kitlesi lehine kaybetmişlerdi. Dolayla^ küçük bir bağımlılar grubunun başında bulunan ya da tısj ruf hakkı karştlığmda verilmiş küçük topraklar grubuna| Merini toplayan kişi kim olursa olsun, bundan böyle, en a-dan altdüzey davalarda adaleti sağlama yetkisini elinde k lundurmaktaydı. Ashnda bu yetkinin içeriğinde de, deşşiı rihlerdeki ve nitelikteki birçok unsur birbirine kanşmışn.
