tesettür ve felsefi konular

tesettür ve felsefi konular

 yine bugün tesettür dediki hiçbir zaman bulmayacaktır ve onun hayattaki kazanımlart bu alam bir sonucudur.
İşte kökensel arzular ve dolayımsız algı alanının yennı egretılemfiff,||, dolduran dil göstergesi, gösteren ve gösterilenden meydana gelir SaussMe't göre *dil göstergesi bir nesneyle bir adı birleştirmez bir kavramla bir lytım imgesini birleştirir* (Saussure 1998: 109). Bu noktada gösteren bir işitim ımgt-si, gösterilen ise ona karşılık gelen zihinsel imge ya da kavram olur Saussure Aydınlanmacı felsefî bir tavırla göstermenin sonunda tek bir gerçek aniarrwı yakalanacağı

kanısındadır. Çünkü Aydınlanmacı fenomenolojik bilinç felsde leri de tarihi aşan, tarih üstü, genel geçer evrensel ve nesnel bir ilkenin bulur^^ duğunu akıl yürütmelerle ortaya koyarlar. Lacan, ise 'bılınçdışı'nın oluşumurv dan hareketle, gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki üzeriden tek ve gerçek bir anlamın olamayacağı kanısındadır. Şöyle kı Lacan'a göre gösteren, gösten lene gönderme yaptığında diğer gösterenlerle de ilişki kurarak gösterileni ortaya koymaya çalışır. Böylelikle de anlam üretiminde gösteren ilişkili olduğu bağlar ve bağlamlardan aynlır. Lacan'a göre anlam yönünden bir turlu ulaşılmakta güçlük çekilen gösterilen ve onu gösteren anlam üretimi yönüyle oldukça elverişli bir yapı özelliği gösterir, özne de bu noktada kendinde 'gösterilen'! anlamaya çalıştığında benzer durumdadır. Kökensel arzuların ulaşılamaziğı gibi, artık mutlak ve tek bir anlam da ulaşıl(a)mazdır Çocuk dili öğrenirken dil göstergesinin öteki dil göstergeleriyle arasında farklı anlamlar taşıdığını, göstergenin gönderimde bulunduğu nesnelerin aslında var veya yokluğunun bir önem taşımadığını öğrenir; çünkü dil burada nesnelerin yerine geçerken, nesneye gönderimde bulunmak yerine, kendini nesnenin yerine koyar.
“O zaman insanın yani 'benim' ağzımdan çıkan veya bilincimde dolaşan genellikle yabancılaşma hareketi olarak tanımlanan şey, yinelenen soz, dolaylı anlatım oluverir Nedensizlik ilkesi gereği 'ben', artık kendi içerisinde değildir, içkinliğin en uç noktası olarak tanımlanan özbenliğini kaybetmiştir* (Boileau 2007:15).
Bu nedenle insanyavrusu dilin dünyası içinde, tek ve nesnel anlama ulaşmak için bir gösterenden diğer gösterene sürüklenip dururken dolayımsız algıdan koptuğundan bunun yerine dil algısını geçirerek, dil sisteminin içinde kendini adeta sınırlandırır ve hapseder. Üstelik dil göstergesinin "bütünüyle nedensiz olduğu", "anlamın tamamen toplumsal uylaşıma ve kabule dayandığı" biteyin "kendirvde ve kendinden 'doğal' uygunluk taşımadığı* da goz önünde tutulursa dil tamamen bir hapishanedir. (Jarr>eson 2003. 35). Dolayı sıy\a da insanyavrusu için artık dil ve dilin taşıdığı tarihsel ve kültürel değer yargılan ve anlamların kurduğu kültürel gerçeklik duzlemir>de bu geçekliğm dışındaki bir 'gerçek'e mevcut sunulu dilin sistemini kullanarak ulaşılması mümkün değildir >(ukarıda ifade edildiği gibi, başlangıçta v
^*î2^bııb^ıee4asüie«Ü öteki ne gorKİenne vurgu yapar Otekf ı Mwii «anna «e tekındabk Aşkssırv ort»)^ çıkarv. Bu noktada 110b «aeii Lacan a göre mvk r>e anr^e. ne benzen imajlardan Buraöakı öteki artık Lacan w\ büydk öteki olarak cMu *dttöeıı göstergem basba her zaman örKeiıkbdir, 1200^ T SU
mtth İe w ftadNe ayna olacak, onun davranışUm de^edervli-gmey bypıah Mbı ekr Onm jzerîr>de ta^dı^ aynalar ise gerdektik düzle-,gMt« 4i «e düet laşıcbgı urhsei ve kûitûrei de^ ve ardamlarla kundan ,gavr le^iyk nbiierde tkaHT ve öznet olarak yar^sıtacaktır Bu ise Rad'nin ibükı İmT ve tihH dûşürıuşiinû sembofcze eder kyr>alı Baba nın 1|4> ** ^*^»' ^ ^ öznel ve *tîkei*i gösterdi^ fark edise de «mt taMkcete'ren blgtoFşna paraiH olarak Raci bu aynalara yansıya-» ^Mibe^ ve nesrvHT b*r Hte olduğunu ardayacak ve boyleMöe brk eıip ‘varoluş umı tamamlayacaıkiv
br»ik Babi‘^ JDsthj^umı iedeten Rad, gerçekfck duziemınden koparak i» « iU| ve havai dunyasna yörtekr rüyalar görmeye başlar. Burnm en perM '«eden Hac>»n biinçle kurdu^ ve rasyoneBeştirdN^ genzeklik duzle-V Manda bMçinı biraz daha gen {dana iterek tafertçdtşı na yönetmesidir. kvMe toânç'ib karşısına hdbıçdışı rasyonatem edilmiş gerçeklik düzle-M Msaıa ne dûş hayal ve rüya gkar. Burdar ashnda biilr>çle kurulan mmm gerçeKR dûzlemt larşrsavla organizmana) psişik dünyasını derıge-Ml cn bm «vekamzma horHjmundada Rao nin de romanın başırnlan ka üMM \3Ümç karştsrda b^nçdtv alar^lanm görmezkkten gelmesKİir. Br kıraiı Baba vn da ynakanryU gerçekHk düzlemini algdamada ve kurmalı bNacin ba^Mav azalttıkça» ckışe hayale, rüyaya ve büinçdışı'na yörwlir.
f M noktadn Raa. Aynak Baba nm etkisiyle sımgesei-kuiturei alandan ■e. gerçeıdiı duztoMa terk ederek bimçdışı'mn ba alam olan ‘halı m Mdi^ bimez bir halde yokhık tepesini görmeye götürülür I dipa^ İİBo^e şu rfadelcrtyle tananlana.
, yut Mde bk) çAabAr finonautaş-•k keııaenân kiBvnde anu Mna im yekda kabr Oraya yamaca caak canaatlev çıkabttr*
Raci'yi yokluk tepesine çıkaran Buddaha Gotama Sakyamunrdfr Bacı onun huzurunda ayağa kalkıp elini öpmek istediğinde Buddaha 'eğer bemm ıçn yapıyorsan bil ki ben bir hiçim. Benim nazarınıda övgü de yergi de bedir Km-din için yapıyorsan, kalbindeki sevgi yeter de artar bile' (Ahmed HUm 2005 2SJ ifadeleriyle karşılık verir. Bu noktada Buddaha hiçliği öne çıkanr
Sartre bir fenomenolojik ontoloji denemesi olan Varlık ve Hiçlik adk eserinde fıiçlik'in hem diyalektiği hem fenomenolojisi hem de kökeni üzerinde durur. Sartre, hiçliği diyalektik olarak ortaya koyarken varlığın kendisine rm^ sallat olan varlık olmayanla ilişkisini saptamaya çalışır. Bu noktada msanm davranışlarının 'varlık' karşısındaki yönelimlerinin benzerinin 'hiçlik karasında olduğunu da tespit eder. Sartre 'hiçlik'in diyalektik kavranışını HegeTe dayanarak açıklamaya çalışır. Çünkü diyalektik düşünme tarzını bir yöntem olarak sunan en önemli isimlerin başında Hegel gelir. Hegel 'Varlık ile Varlık-Olmayan arasındaki ilişkileri Mantık'ta' inceler ve bu mantığa düşüncenin salt belirlemelerinin sistemi adını' verir. (Sartre 2009: 60). HegeTe göre 'dolaysızın dolaylıyla bağ kurması gibi Varlık da öz'le bağ kurar. Şeyler genel olarak vardırlar', ama varlıldarı, özlerini ifşa etmekten (manıfester) ibarettir. VarUk, oz'e geçer; bunu şu biçimde ifade etmek mümkündür: Varlık özü önvarsayar (presupposer) öz. Varlığa kıyasla her ne kadar dolaylanmış görünse de öz yine de asıl kökendir. Varlık kendi temeline döner; Varlık Özde kendi kendinin ote-sîne geçer' (Sartre 2(X)9: 61). Hegel Tinin Fenomenolojisi adlı eserinde 'var-hk'ın 'öz'den ayrılınca 'sade ve boş dolaysızlık' haline geldiğini varsayar Bu rsoktada Hegel mantığın başlangıcını dolaysızlık olması gerektiğini düşünür Sartre göre böylesıne bir görüşün kabul edilmesi halinde 'her turlu behrlenilnryşlıkten önce gelen betirlenmemışlik, mutlak hareket noktası olarak behrienmemış(lik) olan Varlık ta' bulunur (Sartre 2009: 61). Hegel 'kertdinde varUk'ı 'salt soyutlama ve dolayısıyla da mutlak olumsuzlama' 'kendi dolaysız uğrağı içinde ele alındığında varlık olmayan' olarak tanımlarken Sartre ise hıçlı^ tam da Hegel'ın ortaya koyduğu bu durum olduğuna 'gerçekten de hiçlik, kendi kendisiyle yalın özdeşlik, eksiksiz boşluk, belirlentmsızlik ve ıçen-Sizkk değil imdir? Şu halde salt varlık ve salt hiçlik aynı şeydir' ifadeleriyle be-hftif (Sartre 2009^ 61). Sartre salt varlık ve hıçlı<)i aynı
'***2eS 3*^ •“ <*>*>*w^ «sarva ait kokensel arzulann yasaklan-j ıf**|^*^ j^ıjı ^^imm habnde eze» niHJtkjlu^ kavuşulacağı duşu-I p <^****^ -^Miirr tM vzıiar ^ikanda değir>ıldıği gibi insanyavru-I d6netmıde anne imgesinde yaşantıladığı ve zamanla ıMe kaybemğı veya bıünçdışı rva ittiği kokensel kip alM«n tHİınç'in hafiflediği zamanlarda ortaya çıkan İB «fttida Lacan yukarıda bahsi geçen mutlak kokensel zevk ve ap iBiTi btf daha gen getiremeyeceğini bu nedenle de hiçbir ^ ^ğgmgm V* leıAon oimayacağınffi altım çizer; çünkü mutlak zevk ki jfviB ‘gösteren, gösterenler yoktur ve dolayısıyla mevcut ol-ıPfHMi arsanda lışlu oknaz* (Nasıo 2007: 38). Zaten insanyavru-f gKİen yokj ditn-sımgenın kurduğu kültürel alan baş-Aynca dİ bununla da kalmayarak üzerinde tarihsel ve ppe »••i »re değer yergianm da mevcut ana taşıyarak yaşanılan anda «MÖ andvı lıivıçrkşına itmiş ve itmeye devam etmektedir.
Pi ii iederieıie çocukkığun erken dönemlennde dil, üzerinde taşıdığı aiM »rt kı^Pel değerler ve anlamlarla kokensel zevk ve arzuları nasıl ya-PM kteçpşiia irmşse A'makn Hayal'de dünyadaki arzu cenneti' de •hmm OPn kckensel arzu ve zevkleri yasaklaması gerçeklik düzlemini ve iPipr ö#ıç e dayanarak rasyonel hale getirip kültürel ortamı yaşanılır kılır-İP MmİPi arzu cermetı'ni yasaklamak da mutlak ebedi bir mutluluğu mmâm- ^ noktada Buddaha. Raci'ye dünyadaki arzu cennetinin' nimetle-«iP taydPan*Tsa*ğı vakit gerçek ‘zevk ve hürriyet meydanı, mutlak âle-m Anmad tMmı 2005 26) ulaşılacağını telkin eder. Bu noktada gerek mev-ai Pdi yeaüanan arzu cennet ırxiekı gerekse vaadedılen mutlak âlemdeki «I w*ıdâer El bseyEi gerçeklik düzlemindeki mutluluğu açısından önemli gûrülmekleÜE Bu noktada hem yasaklamada hem de ödüllendirmede pönmk nterkezı unsuriar zevk ve arzviar dır.
Düşünde YoMıdL tepesme birlikte seyahat eden Buddaha ve Raci, karşılan-m SMş glırKa ayrMar Başlangıçta saray düşte görülse bile gerçeklik duz-iMne göre jtlüenmış gerek içinde yaşayan kadınlarıyla gerek mekânıyla Pif—ırnı guzeBıkiere sahıptE. Bu saraya Racı tek başına girer ve lüdıhar«n ItendEie ettiği teNunı unutarak sarayda yaşayan Peri nin cazibedir tapir ir «üı İHI yekriıktan sonra rasyonel bılinç'in şekillendirdiği ger-şipk dhaücrppm paraleinde kurulan saray^ olağanüstü güzel olan herşey Bu noktada artık Racı nin rasyonel bilinçle kurduğu gerçek-I değişerek sembokk ve grotesk öğeler içeren bir hal alır, br çöplüğe dornışurken, Pen ve ‘her bıh birer huriye r şmü birer cadı* okrlar (Ahmed Hilmi 2005 29). Burada -fm değişmesi
olup, butun emirlerini yerine getirmesini ister; çunku kenöiunm kır^ düşmanlık, nefret, şehvet gibi numaraları olduğunu, bunların Hılrm#ft# b nan alçak gönüllük, ilim, kanaat, ihtiyat, ağırbaşlılık ve sabır gibi huylara Jıl geleceğini ifade eder. İkisi arasında çarpılma başlar Hikmet tamGuçkıS» adlı oldurucu darbesini vurmaya yeltendiği sırada Nefsn Emmare açarken *hayal edilemeyecek bir güzellik'' karşısında Hikmet olduğu yere^ şerken Nefs-i Emmare onu öldurmeyip esir ederek Ehirmen egoturur Rtrıne elindeki Küre yine kararmaya başlarken uzaktan Aşk adlı kahraman çâagOr Nefs-i Emmare, yenemeyeceğini düşünerek Aşk ile savaşmaktan Hikmet de serbest kalır. Daha sonra Aşk orada bulunan Peri'mn kulu olduğynu söyleyip ona itaat eder. Daha sonra Hürmüz'e dönerek kararmam Ehırmen'e de dönerek aydınlıkların değerinin onlarla bilindiğim ifade mier Peri'nin elindeki küre yine aynı konuma gelirken Hürmüz ve Ehırmen ban^ bir kardeş gibi olur. Raci ise düşünde Hürmüz'ün yüzüne baktığında Ayn4ı Baba'yı görür.
Hiç kuşkusuz tasavvuf! sembollerle yüklü bu alegorik hikaye ve romanda» diğer alegorik hikayelerdeki sembollerin çözümü, konusu felsefi roman olan çalışmamız açısından bir önem arz etmediğinden biz burada bunların uzerm-de durmayacağız. Çünkü çalışmamızın başından beri ifade ettiğimiz gibi fetee n söylem, Varlık'm ontolojisi ve epistemolojisi üzerine akıl yürütmeler sonucu edinilen bilgilerin kavramlara dayalı olarak matematik kesinliğe yaklaşan bv anlamla ifade edilmesidir. Felsefe, üzerinde düşünmek istediğim, bdgı nesnesi konumuna getirmek için dışlaştırırken tasavvuf hiçbir şeyi dışlaştırmaz bizzat yaşanmasını ister. Yine felsefe, bilgi nesnesi üzerine akıl yurutmelef yaparken tasavvuf ise eylemi, yaşantıyı ön plana çıkarır. Felsefi söylem bilgi nesnesi üzerinde akıl yürütmeleriyle bulduğu sonuçlan hiçbir anlam belirsiz ve buiantkk-ğına yol açmayan kavramlarla ifade ederken tasavvuf genelde söyfemmı yoruma açık sembol, alegori ve metafor gibi anlatımlarla aktarır Felsefi söylem bilgi nesnesi üzerine akıl yürütmeleriyle vardığı sonucu ytne akla kabul ettirmek için ıknaa çabalar tasavvuf ise bulgularının kabullenilmesini ongorur Felsefe 'varolan'dan hareket edip, düşünsel aktivıtesinin merkezine Varolanı oturtur. Bu nedenle felsefenin elde ettiği bilgi de ‘varolan' aittir. Tasavvuf ne metafizik ve transandantal görünümündeki alana yönelir Bu nedenle bu atanlara ait edinilen bilgiler de apriori görünümünde olur Hiç kuşkusuz mutasavvıf, yöneldiği transandantal görünümdeki alanı ve bu alanda elde ettiği apnon görünümündeki bilgiye inanır Hâlbuki Kant, Saf Aklın Eleştirisi adh eserirKfe transandantal alan ve bu alandaki bilgiyi,
Baö>e *San Şeytan Hazretleri* unvanını vererek hürmet gösterirler. ^ butun ülkenin insanlarında da görmeye başlar. Raci daha sonra n eğitim kurumlannt incelemeye gider ve âlemin yaratışıyla ilgili mandığı grotesk imgelerle yüklü bir yaratılış teorisi dinler.
*Mor şeytanlar. Beyaz İfnfe karşı son derece itaatkar olmalarına rağmen çok ipld olduklanrKİan Beyaz İfrit birazcık akıllı bir mahlûk yaratmaya niyet etti. Gökyüzünün süprüntüleri ile sekiz köşeli bir meydan yaptı. Fezaya tukurdu. ^tıAurukten bir deniz meydana geldi. Meydanı denizin ortasına koydu. Işır bu bıztfn yaşadığız âlemdir. Yalnız deniz suyu dondu. Alem buzlarla dol-ıkt Bunun ıçm bir kazan yap üstüne yerleştirdi. Onu tükürüğüyle doldurup, nrbı He kaynattı. Boylece âlem ısındı. Daha sonra mor şeytanlardan ikisini yontarak küçülttü Sonra bir delik açıp onu şişirdi. Bunları ortalığa salıverdi, kt* bunlar bizim atalanmızdır' (Ahmed Hilmi 2005; 58).
YvitAşU ilgili grotesk imgelerle yüklü gelenekçilerin bu teorilerine orada bulunan reformcular karşı çıkar. İki grup arasında büyük bir tartışma i^iaıken padişah bu tartışmayı bir hafta sonraya erteler. Raci'nin de katılaca-^ bv tartışmada reformcular ve gelenekçilerin bir araya gelerek tartışmaları twrtaşoriw. Bu tartışmanın arkasında Raci hangi teoriyi desteklerse o teorinin Bi^Piı olacağı kararlaştırılır. Bir hafta sonra tartışma başlar ve her iki taraf da IMKışâa ılgik teorilerini dile getirir Raci, gelenekçilerin “güneşe gökyüzü isiZim adını verip, bunu nefesle kaynatmak ve arkasından yedi yüz altmış ifc buçuk adet kulp takmak ve bunları da ilim saymak gibi saçmalıklara da-puamayıp kahkaha' atar. (Ahmed Hilmi 2005: 60). Bu kahkaha orada bulunan •*MNar tarafından binlerce yıldır beklenen semavî bir ses olarak algılanırken Mormctjlann görüşlerinin doğruluğuna kanaat getirilir. Bu esnada Raci uya-fwben Aynak Baba insanların birçoğunun ilminin eşyanın hakikatini göreme-^gğinı insanların büyük kısmında eşyanın hakikatini görecek göze sahip olmadığını ifade eder
A'mak-ı Hayal her ne kadar içerisinde grotesk imgelerin yüklü olduğu düş.
« bölümlerinin fazlalığına. Aynalı Baba ile Raci İkilisinin metafizik rağmen bu bolümde olduğu ve Kant in dikkat çektiğ
^ pad^Nran o^ oldu^ düşte Hint ülkesine i İMttrffnak için lUf Oa^'nm nerede. Anka Ku-„ euinıak ıçeı yolcukı^ çıkmaya karar venr. Çünkü ej-^ ^ğKs kerY«rw> nereye gpttı^ı sorusunu yöneltir Cevap ^ jj^Urt ve yedi genç km yer Ejderha sorusunun cevabı-Ardta K^oşurKUn ö^enılebtleceğıni söyter Raci ilk ^Jiderek orada iniMaya çekilmiş yaşlı bir kişiden Kaf sorar Eu yaşk krşi Rad'ye Kaf Dağı'nm yerinin ketv scdigını fakat Mıset şehnr>e gidip bir kuyuya indikten saraym ıpndekı mermer dolabm içindeki levhayı alıp CÖ9 tei kencfene edilen tavsiyelen yerine getirerek uze-*4tap* ve "Benden SımrYW Cevap* başlıklı iki gazel bu-Bu gaıelen anlamadığı gibi bu gazellerde Kaf Dağı'nın bv İpucu da bulamaz. İki sene Kaf Dağı'nın nerede rrvicucre sorarak doiaşv. Bir memlekette Mıset harabeleri^ siMı olan kvbanm kkmAenn reisine getirmeleri halinde kendi-pk. atawk -zennde buyuk bir sır yazılı levhanın verileceği duyuru-Üntenn reıs»ıe guSer. Vevhalan değiş tokuş yapsalar da yine piamd» Sonı»ıda bu levhalardaki yazık olanlan çözmek için «»Sindik' kden tepısvıde dünyadan el etek çekmiş ihtiyar bir zata MİMpeurde bihs geçen kişiyi bulurtar. Yaşlı adam birirıci levhadaki ^ ^ Vto Kuşu rıu anlattığrH İkincisinin ise ejderhanın sorusuna
« soyter Bu cevaba göre “sonsuz gibi görünen bu dünya, bu bu yâdBİar, bu güneşler, bu âlemler, sırMrsız bir boşlukta* *yeri tünmeyen* tümel ve nesnel gerçekliği olan bir varlığa doğru bu ı^ılcukA da *dur durak bılnveyen hareket ezeli ve ebedidir* üV 2QQS 76). Badi yola çıkarak Hint ülkesine geri döner. Ejderha «e apn soruyu yöndUr. Raci bu soruya karşılık olarak “olgunlaşmaya ihti-İH|UP au fcâmat her daim yürümeye mahkûm bu kervan, hayal edilmeye-»r «na* Ahmed HMrm 2005 76) nesnel ve tümel varlığa doğru git-Ejderha bu cevabı işitince gazel bir genç kıza donuksa Rao^yi tanır Daha sonra Raci bir zamanlar ejderha olan genç Rao de üEerVn başma hükümdar olarak geçer ve sonra da
n bemde Ayrsdı Baba'rvn Berber Hacı Molla'ntn kedisinin do-«yi kedi yavrusunun isminin uzun Hacı Molla ile
iOwa Zar^sız' olarak koyduğurMj. hatta şenlik yapmak istedi gon^M Rocı bu tekhfe şaşmr. çünkü ona göre şenlik /Nynah BdMk. RacI'nin şaşırdığırM görünce aşağıdaki açıkla-
I do^ru görünsün diye icat etmişlerdir I taraimm bir o<pkj dünyaya geldi. O •u dkffssma baç şaşamaz. beka de bunu son derece
1- tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder