tunik elbise ve ahilik ile insan bilgi

tunik elbise ve ahilik ile insan bilgi

 Tam Perslerle savaşa tutuşacağı sırada, yurttaşları arasında bilgeliği başında oluşuyla tanınan bir Lydia’lı ona düşüncelerini şu sözlerle biu*^ (Bu LydiaTının adı Sandanis’di);‘Kral, savaşa tutuşmaya hazırlandığın bu insanların ne halde olduijj^, düşün: Ayaklarında bol deri pantolonlar var, zaten üst başlan hep deriden,^ tedikleri kadar değil, buldukları kadar yiyorlar, zira topraklan taştır. Şarapiç^ meşini bilmezler; içkileri sudur; ağızlarını tatlandırmak için incirleri yjıjj başka bir şeyleri yoktur. Ellerinde bir şey olmadığına göre, bunları alt etsen^ eline ne geçecektir?(..). Kroisos bu öğüde kulak asmadı. -Gerçekten 4, Pers’lerin, Lydia’lıları yenmeden önce bir tek lüksleri ve iyi bir şeyleriyokd (..).
73. Kroisos, Kappadokia’ya sefer açıyordu, çünkü bir defa impaıatorlnjt, na yeni topraklar katmak isteyen bir fatih olma tutkusu vardı içinde, bir de Kyros’tan Astyages’in öcünü almak istiyordu zaten orakl de kendisinebaşan ümidi vermişti(..).
75. İşte Kyros, aslında anasının babası olan bu Astyages’i,dahasonraaı;4. layacağım bir nedenle devirmişti ve Kroisos’un Kyros’tan şikâyeti taydı bundan ötürü, orakle danışmış, Pers’lere karşı savaş açması gerekir mi? diyt sormuş ve aldığı ikili cevabı işine geldiği gibi yommiayıp onlara karşı şefe açmıştı(..).
Kroisos: “Solon! Solon! Solon!..
80. İki ordu Sardes kentinin önünde uzanan o uçsuz bucaksız ve çıpM ovada karşılaştı (..). -Kyros, savaş düzenine geçmiş olan Lydia’lılangörme, bunlann atlılarından ürktü ve Media’lı Harpagos’un sözünü dinleyerek şu id birleri aldı:(..). Herkes yerini aldıktan sonra, karşı koyacak olan Lydia'lılâra aman vermeden öldürülmesini, yalnız Kroisos’un, hattâ çevresinin sanldıjm görüp kendisini savunsa bile öldürülmemesini buyurdu(..).
85. Kroisos’a gelince, başına gelen şuydu: Bir oğlu vardı, dahaön«(ii söylemiştim, genç bir adam, bütün erdemlere sahip, ama konuşamıyott Kentin düştüğü gün, kendisini tanımaya
|.ırdı; Kroisos bunu gördü, ama felâket öyle çökmüştü üzerine ^^ •1 değmez sayıyordu kendisini; ölüm bir hiçti artık onun için; ama
Pers’in gelişini gördü, üzerine çöken korku ve acı, tutuk dilini ,.ir lerikırdı ve, ‘Kroisos’u öldürme!’ diye bağırdı. İlk olarak konuşu-[iW'^^,l(önırii boyunca da dili çözülmüş oldu.
) Persler, tutsağı Kyros’a götürdüler. Kyros odun yığdırdı, üzerine ^ vurulmu? olan Kroisos’u çıkarttırdı; iki yanında iki kere yedi Lydia ço-/'^jlnııştı(..). Kroisos, odun yığınının üstünde ayakta durmuş; böyle ek-I felâketin ortasında Solon’u düşünecek zamanı bulabilmiş ve şu sö-laiınsal anlamını kavramıştı: ‘Hiç bir canlı mutlu değildir’; bunu düşün-I derin bir inilti yükselmiş ve karanlık bir dilsizlikten çıkarak,
^ ‘Solon!’ diye bağırmış.
i gıinu işiten Kyros, adamlarına buyurdu; Kroisos’tan sorunuz bu çağırdığı unıâir tlty®’ yığınına yaklaşıp sordular. Kroisos bir süre sustu,
vermedi, sonra kesin bir emir üzerine şunları söyledi: ‘Bir adam ki, dün-yöneten kişiler onunla konuşabilmiş olsalardı, bu benim için büyük hazi-jı^lfföen daha değerli bir şey olurdu ’.
Bu sözlerden bir anlam çıkaramadılar ve bu sözün ne demeye geldiğini 0)|elıneyeçalıştılar. Yakasını sıyıramadığı sıkıcı sorulara karşı, Atina’lı Solcun nasıl geldiğini, gördükleri karşısında nasıl şaşırdığını, onu nasıl bir söylevle küçük düşürmüş olduğunu ve olayların nasıl onun, aslında kendisine, kroisos’a değil, daha çok bütün insanlığa ve özellikle kendilerinin mutlu ol-I juîuııa inanan insanlara yöneltilmiş olan sözlerine hak verdiğini, bir bir ve iç-I lenlikleanlattı. Ama tercümanların dilinden bu sözleri dinleyen Kyros’un yü-feji sızlamıştı ve(..) Kroisos ve arkadaşlanmn odunların üstünden indirilme-I sini'emretti.
I 87, Ama bütün uğraşmalara rağmen ateş söndürülemiyordu. O zaman , di-yorlydiahikâyeleri, Kyros’un davranışındaki değişikliği fark eden ve herke-I sin ateşi söndürmeye çabaladığını, ama başaramadığını gören Kroisos yüksek j sesle ApoUon’u yardıma çağırmaya başladı, ona sunmuş olduğu güzel sunular I lûziisuyu hürmetine bugün kendisine yardım etmesini, tehlikeden kurtarma-' sınıyalvanyordu. Ve böylece gözleri yaşlar içinde tanrıya yakarırken, durgun i lıavasmda hiçbir esinti olmayan açık ufuktan bir bulut koptu, bulut yanidı, sel i plıiyağmur indi ve ateşi söndürdü.
Kyros bununla anladı ki, Kroisos tanrılar katında değerli tutulan erdemli h'fkişidir; onu indirtti ve sordu: ‘Kroisos, kim sana söyledi benim topraklanma saldırmayı ve benimle dost yerine düşman olarak karşılaşmayı?’ -‘Kral, dedi Kroisos, bunu yapan senin iyi talihin ve benim kötü talihimdir. Kabahat senin üstüne yürümek gibi bir kendini beğenmişliği bana veren Yunanlıların lannsmdadır. Çünkü, kimse barış dururken savaşı seçecek kadar deli değildir; banşta oğullar babalarım gömerler, savaşta babalardır oğullarını mezara indiren. Ama şüphesiz
nin kentini, dedi Kyros, yağma ediyorlar, vannı yoğunu paylaşıyorlar' ^ sos cevap verdi: ‘Yağma ettikleri benim kentim, benim varlığım değil; c' nn hiç biri benim değil artık; yağma ettiklerinin, alıp götürdüklerinin nin malın’.
89.Bu gözlem karşısında Kyros tasalandı. Yanındakileri savdı ve ondj,j durum karşısında kendisi için en yararlı olan yolun hangisi olabileceğim^ du: ‘Mademki, dedi Kroisos, tannlar beni sana köle olarak verdi,benitngjjj^ de senin göremediğin şeyi sana bildirmem gerekir. Pers’ler düzen tanıınâijj^ radılışları gereği yoksuldurlar. Eğer onların bu hâzineleri ceplerine atmalarfu seyirci kalırsan, başına gelecek olan şudur: İçlerinden en çoğu kapan kimjj bil ki senin karşına dikilecektir.
Şimdi, eğer beni dinlersen şöyle yap: Kapılara kendi adamlanndan seçj, miş nöbetçiler koy: hâzineyi dışarı çıkarmak isteyenlerin ellerinden alsınlaıvf desinler ki, bunların onda biri Zeus’e aynimak gerekir. Böylece hâzineyioj. lann elinden alırken gözlerinden düşmüş olmazsın ve askerler, senin niyetim, doğruluğuna inanarak isteye isteye verirler ellerindekileri’.
90.Bu sözler pek hoşuna gitti Kyros’un, çünkü işine geliyordu; Kroisou tatlı sözler söyledi ve ne dediyse onu yapmaları için emir verdi adaralînıt ( )”(204) Kuruş, Massaget’lerle savaşında Kraliçe Tomris’e yenilereköldüıiıl meşine ve 29 yıllık saltanatının sona ermesine kadar; Krezüs’ü daimadaııy manian arasında bulundurdu, görüşlerinden yararlandı ve ona iyi davrandı.
jjrİSTÎYANLIK ÖNCESİNDEKİ KURUCULARI BİLİNEN BAZI BÜYÜK DİNLER
yılında yayınladığımız, “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik”
' .,jnia;ele alınan dönemde yer alan Hristiyanlığın ana kitabı olan İncil’i ine ayni dönem içindeki İslâmiyet’in kitabı olan Kur’an’dan, Hadis’lerden ile Hz. Ali’nin de bir mektubunu özet olarak vermiştik, gıirada ise, yine Ahilik konusunda; İnsanlığın başlangıcından, Hesiodos, ^ ve Eflâtun’a kadar olan dönemi işliyoruz. Bu dönemde de Buddha, ^çyüs, Lao Tsze, Zerdüşt, Hz. Musa, öbürleri ve onların dinleri, yolları alıyor. Hristiyanlığın ve Müslümanlığın, son iki bin yıllık dönemi etkile-jıl^leri gibi, bu kitapta ele aldığımız dinler ve yollar da, gerek bu son dönemi, ,j[çkse daha önceki, burada ele aldığımız daha geniş dönemi etkiliyorlar ve j^lardada, Ahiliğe, bildiğimiz bilmediğimiz, doğrudan önemli katkılar var. j^tebu nedenle burada onların başlıcalarmı da, kısaca olsun ele alıyoruz.
Rahmetli Üstad, Cemil Meriç; “Işık Doğudan Gelir” adlı eserinin, “Bible jnhutKitab-ıMukaddes” başlıklı 56 sayfalık bölümüne şöyle başhyarak, yön-lemimize güçlü bir destek veriyor; “’Kırk Ambar’da dünya edebiyatları kav-laırana dokunmuştuk. ‘Bir Dünyanın Eşiğinde’ ise dünyanın en eski edebiyatına (Hind; sg) ayrılmıştı. Her iki eserin de çok büyük bir eksiği vardı: İbrani edebiyatından söz etmemiştik. Oysa Tevrat da, încüler de medeniyet dünyasının kutup yıldızlarıydı. Onları da Türk okuyucusuna tanıtmak, yazar için, kaçınılmaz bir görevdi”1205)
Bu önemli örneği vererek; açıklamalarımıza devam ediyoruz.
BUDDHA VE BUDDHA’CBLIK
Budizm’i kuran Buddha, İ. Ö. 6. yüzyılda, kuzey Hindistan’da, Himalâya eteklerinde, bir eyaletin Raca’sı, Suddhodhana Gautama’nın oğlu olarak dünyaya geldi. Raca’nm uzunca bir süre çocuğu olmamıştı ve yerime kimi bırakacağım diye endişeleniyordu. Eşi bir gece bir düş gördü ve kocasına anlattı. Raca da bu düşü, ülkenin bilgelerine anlattı.
“Kraliçe, bir oğlan çocuğu doğuracak. Bu çocuk, evde yaşarsa, dünyaya hükmeden bir kral, evini bırakıp ayrılırsa, bir ‘Buddha: dünyada, bilgisizlik perdesini kaldıran adam’ olacak”, dediler. Raca, oğlu doğduğunda çok sevindi ve çocuğun adını Siddharta koydular: Prens Siddharta Gautama. Babası, Siddharta’yı; tam bir Raca olacak şekilde yetiştirdi.
Siddharta, genç bir adam olduğunda evlendi ve bir de çocuğu oldu. Adı Camiaholan bir yardımcısı vardı. Bir gün ona; Çıkıp da araba ile biraz dolaşalım, dedi ve dolaşmaya çıktılar. Yolda; yerde sancılar içinde kıvranan, bir deri, bir kemik kalmış bir adam gördüler. Prens Siddharta çok üzüldü. Yardımcısı Caımah’a: “Bu nedir?” dedi. Cannah da: “Bu bir hasta efendim” dedi. Siddharta; “Dönelim” dedi ve döndüklerinde, “Demek ki, hastalık var” diye üzüldü, odasına kapandı ve derin düşüncelere daldı.
205- Cemil Meriç, Işık Doğudan Gelir, Pınar Yay, İstanbul, 1984. s. 87.
mek için önlemlerini arttırdı. Ama Siddharta, elinden geldiğince lerden kaçınıyordu. Bir gün yine Cannah’a; “Çıkıp dolaşalım” ded ray arabası ile çıktılar. Bu kez yolda, yaşlı bir adam gördüler. Prç' S nesi var?” dedi. Cannah; “Bu bir yaşlı, efendim” dedi. Siddharta''y lim dedi ve saraya döndüler. Yine odasına kapandı ve “Demek\'j''*‘'^ var” diye derin düşüncelere daldı.
Babası bu durumdan yine endişelenerek, Siddharta’mn daha çok . rilmesi için önlemlerini arttırdı. Siddharta ise, bu eğlencelere katılnııyof^’^ vamlı insanlığın çektiği acılan düşünüyor ve üzülüyordu. Bir Cannah’a; ‘Biraz dolaşalım’ dedi ve yine saray arabası ile çıktılar. Yo|A naze götüren bir kalabalık gördüler. Siddharta yine: “Bu ne?”diyesordıc(,'‘ nah; “Bu bir cenaze, birisi ölmüş, gömmek için götürüyorlar” dedi. Sid^' yine: “Dönelim” dedi ve döndüler. Siddharta yine odasına kapandı ve ki, ölüm var” dedi ve daha derin düşüncelere daldı. ^
Kuşkusuz o, düşünmesini bilen, deyim yerindeyse, “gözü açık uyuniajjj. ve olayların üstünden atlayıp geçmeyen, büyük bir insandı. Prens Sidd^, sonunda, sarayını, ailesini ve zenginliğini bırakıp, ormanlara gitmeye ve sul rahipler gibi yaşamaya karar verdi. Doğal ki, babası bu karannı karşılayıp kabul edemezdi.
Bir gece, yardımcısı Cannah’ı da yanına alarak, atlan ile saraydanayiıH 1ar. Epeyce uzaklaştıktan sonra durdular, atlarından indiler ve Siddhana,Cjr, nah’a, saraya dönmesini söyledi ve kendisi yaya olarak yoluna devam etti. ha sonra, elinde dilenci keşkülü, belinde kemer ve matara ile gezgincibiıij. hip oldu. Siddharta’nın evinden ayrıldığı geceye; “Büyük vazgeçişin Kutsi Gecesi” adı verilir.
Siddharta, yedi yıl Bilgeliği arayarak dolaştı. Sesi, tatlı ve yumuşakleı nuşmalaun açık ve akıllıca idi. Onunla karşılaşan herkes, dostu oluyotdu.Bı> arada büyük bilge Alara’nın yanına gitti ve “Bana, dünyanın bilgeliğiniöpeı' dedi. Alara şöyle dedi; “Veda’lan oku. İyi incele, dünyanın bilgeli^km. sun”. Sonra, büyük bilge, Udaka’nın yanına geldi ve ona da; “Banadüm» bilgeliğini öğret” dedi. O da; “Veda’lan incele, bütün bilgelik onlarıniçinit dir” dedi.
Siddharta, Kutsal yazılan yıllarca incelemişti ve yoluna devam etti.Ket dişi gibi, bilgeliği arayan beş rahiple karşılaştı. Onlar, “Bnhlanmm anndıı mak için, bedenimize işkence etmemiz, onu aç bırakmamız gerek. Bıahmıit rin öğretisi böyle” dediler. Birlikte bir ormana gittiler, orada bedenleribiıeri kelet haline gelinceye kadar kendilerini aç bıraktılar. Siddharta sonunda,! nun yaran olmadığını görerek, orucu bıraktı. Beş rahip de onu terk etti.
Siddharta, yiyip içmeye başladı ve düşüncelerinin daha geliştiğini Fakat, acının nereden doğduğunu halâ öğrenememişti. Yine birçok yetki laştı, uzun zamanlar geçirdi. Sonunda bir yaban inciri ağacının oturarak düşünmesini sürdürdü.
di haftayı ağacın altında geçirmişti ki, bir gece aydınlığa ka-(ty“*'^!^vdınlığın ıstırap, istek yüzündendi ve
yj istemekten vazgeçmekle huzura kavuşurdu. Bu düşün-'için değil, bütün dünya bakımından yepyeni idi. Bundan edindi ve müritleri artmaya başladı. Kendisini terk eden beş #'"^'''%na katıldılar, Budizm yayılmaya başladı ve sadece Hindis-/f^^jâdı Japonya’ya da geçti. 19. yüzyılda Batılı filozofları da feîâd'a gücünü sürdürüyor.
I ö, 6. YÜZYILDA, ÇİN’DE BİR BİLGE: KONFÜÇ’YÜS
f Ö 6. yüzyıl; felsefe, ahlâk ve dinler bakımından; eski Yunan’dan,
I jüzakdoğu’ya kadar çok üretken ve zengin bir çağ. Batı’da, ilk filozof i ^bilinen,eski Yunan’ın Thales’i, İ.Ö. 624’te doğmuş, l.Ö. 548’de ölmüş I *)I|ı)2una göre, 7. ve 6. yüzyıllarda, ama daha çok, 6. yüzyılda yaşamıştı, i jıidİfıa’nııı 6. yüzyılda yaşadığını görmüştük. Konfüçyüs de aynı yüzyılda I j^,jyan, ama Çinli bir düşünür.
I Büyük bilgin, yazar, araştırmacı ve çevirmen, rahmetli Ömer Rıza Doğrul,
I j)jj]er Tarihi adlı değerli eserinde (çok az özleştirmemiz ile), Konfüçyüs ve I çjjı için şöyle diyor; “Çince adı ile Kung-fu-Tze olan bu adam, İ.Ö. altıncı lü/jilda yetişti. Aynı yüzyılda Hindistan’da Mahavira ile Buddha’nın, belki I jı^'da ^rdüşt’ün, İsrail oğullan arasında Ermiya, Hezekial ve İkinci Eşi-I js'nın yetişmiş olduklarını anımsarsak, bu yüzyılın olağanüstü bir yüzyıl ol-J |jı|jıınu söylemek gerekir. Çin yenilikçisi, İ.Ö. 551 yılında doğmuştu(..).
I Konfüçyüs, Çin’in dinsel edebiyatını toplamıştır ve Konfüçyüs sistemi, bu j jîiie kadar gittikçe dinleşmiş ve dinsel hızını arttırmıştır. Ona ister felsefe, is-I leralılâk, isterdin diyelim, Konfüçyüs mezhebi din tarafından yapılması bek-i ten her şeyi yapmıştır. Onun sistemine din demek istemeyenler, din hakkın-datigörüşleri çok dar olan kimselerdir. Fakat Konfüçyüs din için gerekli savılan bir çok şeyleri tanımamış ve bunlara gerek görmemiştir(..).
Onun öğrettiği din bugünün liberal aleminde egemen olan ve Humanism adını alan din tipine benzer. Hattâ bu bakımdan Konfüçyüs’ü dünyanın ilk Hümanisti tanımak olanağı varda (..). Bu yüzden bugünkü sol Hristiyanlık, Kon-üiçyüs’e çok derin bir eğilim duyuyor ve onun altın kuralını, bütün gereksi-I İlimlerini karşılamaya yeterli görüyor. Bu kural şudur; ‘Size yapılmasını istendiğiniz şeyi, başkalanna yapmayanız! ’(..).
I Bugün bu çocuğun (Konfüçyüs’ün) yetmiş beşinci ve yetmiş altıncı torunu,
I MyiikataJannın doğmuş olduğu Şantung’da yaşıyorlar ve büyük Konfüçyüs’ün I tanlan oldukları için herkesten saygı görüyorlar.tunik elbise