tunik elbise ve ahilik ile insan bilgisi
pek az özleştirmemiz ile), bu iki bilgeyi kısa bir paragrafta, temelözei -ile şöyle tanıtıyor:“Konfüçyüs, amelî bir adamdı, teşkilâtçı bir adamdı, maddiyatçı jjj dan söz edilirken, Çin karakterini temsil ettiğini söylemek adettir. Fakatbj şünüş doğru değildir. Çünkü Çin, pratik bir adam olan Konfüçyüs’üİ1J1,^‘ dığı gibi, mistik bir adam olan Lao-Tsze’yi de ilâhlaştırmıştır”.
Rahmetli Doğrul, şöyle devam ediyor: “Ne yazık ki Lao-Tsze hahif^ inanılmağa değer, bilgimiz yok gibidir. Musa, İsa, Budda ve Konfliçyüs'çıj^ ir bir çok menkıbeler, gelenekler bize ipuçları vermekte, biz de busayede|)|^ lai'dan söz edebilmekteyiz. Fakat Lao-Tsze hakkında yan yanya güvenilmei, değer dahi bir şeye malik değiliz. Ona dair en belli başlı bilgi kaynağımız^ yüz kırk kelimelik bir risaledir ve bu risale de filozofun ölümünden hiçoimjj sa beş yüzyıl sonra yazılmıştır.
Lao-Tsze, ‘ihtiyar üstat’ yahut ‘yaşlı çocuk’ manâsına gelir. Onun Isa'ıjj, önce 604 yılında doğmuş olduğu anlaşılıyor ve Cu eyaletinde saray kiitiipij nesinin koruyucusu olduğu söyleniyor. Konfüçyüs’Un onunla karşılaşaralt, takım törenlere ve adetlere dair bilgi almak istediğini anlatmıştık. Konfüçıii bu adamdan ayrıldığı zaman onun bir ejderha kadar korkunç ve anlaşılmazdı, duğunu söylemişti.
Lao-Tsze, araştıran, düşünen, kafa maceralarından korkmayan bir alj; olarak göze çarpar. Durup dinlenmeden sorduğu bir sual: ‘Niçin?’di. Çûıbı Konfüçyüs gibi, dünyayı olduğu gibi kabul etmeyen bir adamdı ve onuniça nereden geldiğimizi ve niçin geldiğimizi araştırıyordu. Yaşlı idi, yorgundu« akıllı idi. Kemikleri kağşamış olduğu için dünya sevgisi içinden silinmişti.İh yatın bütün gururu, bütün ıstırabı gözlerinde parlıyordu. Onun için,kendisin danışmaya gelen genç, ümitli ve iştihalı Konfüçyüs’e karşı titizlik gösteımij ve onun unutulan eski devirlerin adetlerine dair sorduğu suallere dayanan mıştı(..).
Tao kelimesinin başka dile çevrilemeyecek kelimelerden biri olduğuii (yukarıda) söylemiştik. Onu ‘doğa’ ya da ‘yol’ diye çevirenler varsa dabuit limeler onun anlamım vermekte yetersiz kalıyor. Çünkü Tao, her şeyinaıdıır da bulunan asıl gerçektir. Evrenin tuttuğu yoldur.
Lao-Tsze’nin kendisi diyor ki: ‘Yeryüzü ile gökyüzünün vücutbulmı» dan önce kemâl halinde olan bir şey vardı. Adının ne olduğunu bilmiyoım Bir isim takmış olmak için ona Tao
maddî olmayan bir şeydir. Kendini yormaz ve asla heyecanlanmaz. ^bii)'^||^,/veUo’yagöre, insana yeryüzünde nasıl yaşaması gerektiğini bil-f^"J^uTao’dur.
insan için, bir tek ‘erdem’ vardır. O da Tao’nun denge ve ataletine ^”luğuna) uymaktır. Herhangi bir bireyin humma içinde bir işi başarma-
almayan bir süratle dünya işlerine karışmak, dü-g veya bozmaya uğraşmak, budalalıktan başka bir şey değildir. İnsa-
l^jfjkterini süsleyecek üç mücevher vardır, ve bunların en değerlisi wu "'""dir yani atalettir. Onun için, hakiki mürit, Tao hakkında bile, sürekli ola-Jjsükûtcder(..).^
j^onfıiçyüs ahlâkının temeli, karşılıklı harekettir. Yani iyiliği iyilikle, kö-• 5ükötülükle karşılamaktır. Fakat Lao-Tsze başka türlü konuşur ve der ki; karşı iyi olanlara, iyiyim. Bana karşı kötü olanlara da iyiyim. Böylece i de iyi olur. Gerçek olan kimselere ben de gerçeğim. Gerçek olmayan-karşı da gerçeğim. Böylece herkes de gerçek olur... ’ Ona göre zaaf ve en büyük kuvvettir. Onun için der ki: ‘Dünyada sudan daha yumuşak, da-lu aciz bir şey yoktur. Fakat sağlam ve köklü olan şeyleri sökmek konusunda jjaüstün gelecek bir şey de yoktur.’(..).
Lao-Tsze’ye göre karakterin, ataletten sonra en nefis mücevheri, ‘alçak gö-[iillülük’tür. Onun için der ki; Bir değerli işi başardın mı, o başarıyı üzerine jlnıa Çünkü onu üzerine almazsan, bir kimse de üzerinden alamaz... ‘Geride kal, çünkü geride kalnsan seni en ileride tutarlar.’, ‘akıllı adam, eline geçen şeyle hoşnut olandır.’ Üstada göre hırsı temelleştirmek derecesinde büyük bir suç yoktur ve kendi kısmetine razı olmamaktan da daha büyük bir felâket bulunmaz.’
Alçak gönüllülükten sonra karakterin en değerli mücevheri, tutumlu-İnk'tur, Çünkü nasıl güçsüzlük ve acizden (güç yetmezliğinden; sg) güç ve alçakgönüllülükten yükseklik gelirse, tutumluluktan da cömertlik doğar” (207)
1. Ö. 7. Yüzyd. ZERDÜŞT DİNİ KUTSAL ATEŞ KIVILCIMI 1, Bir büyük Peygamberin çocukluğu;
Hazar Denizi’nin batısında, Azerbaycan’da, Spitama klanından Poruşasp Spitama adında bir adam ile harikulâde güzel karısı Ehıghdova yaşamaktaydı.
L Ö. 660 yılında, Dughdova bir oğlan çocuğu doğurdu. Çocuğa Zerdüşt adı verildi.
Zerdüşt’ün doğumundan önce ve hemen sonra, olup bitenler üzerine çeşitli öyküler anlatılır. Öykülerden biri, Zerdüşt doğunca İranın Sihirci-başısı, huıasan’m korkusundan titrediğini
Durasan, doğan çocuğun büyüdüğü zaman, sihiri ve dumv,. . T ceğini ve bütün sihirbaz ve büyücüleri kovacağını biliyor^
çocuk Zerdüşt’ü Ateş tapınağına getirmeleri için sihirbazlamniT'"' revlendirdi. Mihrapta büyük bir ateş yaktı. Bebeği getirdikleıind''' ortasına attı ve hep birlikte tapınağı terk ettilerl,..). Zerdüşt’ün lip bebeğini göremeyince. Ateş tapınağına, duaya koştu. Ve OTad^'^'H çocuğunu ateşin ortasında alevler ile oynarken bulduk.
Sihirci-başı büsbütün ürktü. Uç gün üç gece kurdu, tasarladı, hayet karar verdi. Zerdüşt çocuk çalınacak ve bir kurt inine btraV.ılatjj.^''' rasan, “Çocuğu kurtlar parçalamasalar bile acından ölür’’dtye iiışünîl'^' W'
Aç kurtlar inlerine döndüklerinde, havayı kokladılar ve inde birinin hissettiler. Fakat yaklaştıklarında ayaklan yere yapışıp kaldı, lıaıeVevç^’ oldular. Zerdüşt acıkıp ağlamaya başlayınca iki keçi beliriverdi, ine .ı
beği emzirdiler. Doğal ki bunlar sıradan keçiler değildi, bunlar biçim4^^
miş meleklerdi. Öykü böyle söylüyor(..).
Zerdüşt yedi yaşma bastığında İran’ın en bilgili adamı olaıaV.\i\l15j, Burzin-kurus’un yanına yollandı. Zerdüşt lam sekiz yıl Burzin-kunıÇıu^.,^ nında din bilgisi, çiftçilik, hayvancılık ve hekimlik öğrendi.
Ondan sonra Zerdüşt evine döndü ve Kutsal-Giysi si ile Kulsal-Kensf;^ giyip kuşandı ve bu, tıpkı Hindlilerin Kutsal-lpliği gibi kendi ItaBumıuj^, edilmiş olan dininin sembolü olduO®®X
2. Zerdüşt gerçek peşinde;
Zerdüşt evine döndükten az sonra, İran, komşu ülkelerdenTutariiînju, tilâsma uğradı. Zerdüşt, savaş meydanlarında yaralı askerleti teteutssj^ üzere gönüllü oldu. Savaş bittiğinde bütün İranda, savaştaki kadaıaı;!^!», talik ve yokluk baş gösterdi. Bu kez de Zerdüşt basla ve yoksullm^aıiııaij^ gönüllü oldu. Bu asil göreve beş yılım verdi. Ondan sonra yine eNİuefeıü Babası oğlunun evlenmesini, yerleşmesini ve saygı değer bit qibçNt\fflj yetiştiricisi olmasını istiyordu.
Zerdüşt, Havovee adında çok güzel bir kızla evlenerek babasiîîm o konusundaki öğüdünü yerine getirdi. Fakat çiftçi olmak islemedi. danlarmdan ve açlık yıllarından edindiği deneyimlerden, bayvaa ye ğinden çok daha önemli işlerin kerrdisini beklediğini anlıyordu. Or yurdundaki hastalık ile mücadele etmeye devam etli(..).
Zerdüşt dünyadaki bütün kötülüklerin nereden geldiğini düşül dı(..). Bir gün karısına “Havovee” dedi, “İyilik ve kötülük üıerâ şünebilmek için, bir keşiş gibi yaşamak üzere gidiyorum. Bel^ ların kaynağını bulabilirim”(..). Zerdüşt evi terk etti.
j^„ğ,nda aradığı bilgiyi bulana kadar dönmemeye ahdet-.y^''‘*f'"iilmek için günler, haftalar ve aylarca düşündü(..). Bir gün - kfınağarasının önünde oturuyordu. Acıların kaynağını bulmak-
)■ ...( ıiür"‘ __^,,H.jı-ının vanınn ftönmpvi fasarlıvnrdıı diir
lansı ve çocuklarının yanına dönmeyi tasarlıyordu. Güneş bat-gökyüzü altın, kırmızı ve mor renklere bürünmüştü(..).
birden ayağa fırladı ve sevinçten sıçradı. Aradığına götüren yolun bulmuştu!(..). Gün nasıl aydınlık ve karanlıktan meydana gelmiş ja İyilik ve Kötülük’ten meydana geldiğini düşündü. Nasıl gün ve hep aynı kalırsa, gün aydınlık ve gece karanlık olursa,
II’s^j^^jjjçbir zaman kötü. Kötülük de hiçbir zaman İyi olamazdı(..).
kuvvetle yönetiliyordu; Biri İyilik, öbürü Kötülük. Dünyanın İl; Gücüne, Zerdüşt, “Ahura Mazda” adını verdi. Kötülük Gücüne de !jujiaManyu” adını taktı(..). Bir süre sonra Zerdüşt, ‘Artık, dedi, inebilir ve ^l^ıimi karanlıktan aydınlığa, ızdıraptan mutluluğa, kötülükten iyiliğe ka-,^şturabilirim(age, s. 91-93).
3, Kral Vishtaspa’nm sarayında:
Zerdüşt, halkına İyi ve Kötü’ ile ilgili Gerçeği bildirmek üzere Sabalan Da-Şınüan indi. İran halkı daha henüz onu dinlemeye hazır değildi(..). Amcasının jilıı Zerdüşte; “Anlattıklarını halkın anlaması güç” dedi. “Evet” dedi, Zer-ıjiijt, “Eğer okumuşlann ilgisini çekersen, o zaman anlaşılabilirsin”. “Hakh-5in''dedi Zerdüşt. Ülkenin en okumuşu. Kral, Kraliçe ve Kral ailesinden başta Idnı olabilirdi? Zerdüşt, dinini onlara anlatmaya karar verdi ve hemen Kral Kavi Vishtaspa’nın yaşadığı kent Balkh’a doğru yola çıktı.
Uzun bir yolculuktan sonra kente vardığında, ayağının tozu ile Saray Kapılarına yaklaştı. Kapı Muhafızına şöyle dedi; “Git, Kral Vishtaspa’ya söyle ti, ben, Zerdüşt Spitama, Tek Us Tannsınm Peygamberi, onu görmeye ve İyi lif Kötü’yü öğretmeye geldim”.
Kapı muhafızı Zerdüşt’ü, bir şey istemeye gelen bir dilenci sandı ve bir I taMaba attı. Zerdüşt, “Git, dediğimi yap” diye buyurduf..). Bunun üzerine I Zerdüşt, ateşten bir top aldı ve avucunda tuttu. Öykü böyle söylüyor. Ve dedi h “Bu, Tek Us Tannsı tarafindan geldiğimin işareti sayılsm!”
Kapı muhafızı taht odasına koştu. Kral, bilginleri, rahipleri ve sihirbazları ile oturuyordu. “Haşmetmeap” dedi. “Gerçekten de hayretler verici bir adam jeli Sizi görmek istiyor. Tek Us Tannsı’mn Peygamberi olduğunu söylüyor ve elinde ateşten bir topu, avucunu yakmadan tutabiliyor”. Kral, “İçeri al” diye buyurdu.
Zerdüşt taht odasına girdi ve dedi ki: “Ben Zerdüşt Spitama, Tek Us Tan-nsının Peygamberi, sana geldim ey kudretli Kral. Kalbini boş ve kötü putlardan kurtanp, Gerçeğin, Us’un, Ezelî ve
kemikler, tırnaklar, saçlar getirdiler. Bunlar o zamanlarda kullan^^ eşyaları idi. Bunun üzerine Kral, Zerdüşt’ün tevkif edilip hapse buyurdu.
İşte o sırada Kralın en sevdiği atı hastalandı. Ayağa kalkamıyorda g saray sihirbazları atı sihir ile iyileştirmeye çalıştılar. Bütün saray rahiple kuvvet bulması için dua ettiler(..). Olan biteni yattığı yerden duymuş **** Zerdüşt, hapisten haber yolladı ve atı iyileştirebileceğini söyledi. Yolladık haber sarayda büyük bir telâşın yaratılmasına yol açtı. Zerdüşt, krallığın Janna çağırıldı. Bütün Kral ailesi, saray sihirbazları. Kralın doktorlanvejn, perest rahipler, Zerdüşt’ün yapacağı şeyi görmek için toplanmışlardı.
Zerdüşt, Kral’a; “Atını iyileştirirsem, benim öğrettiklerimi kabuleimejj j ve onlardan ayrılmamaya söz veriyor musun?” diye sordu. Kral, “Söz vehjo. l rum” dedi(..). Zerdüşt, kendisini seyredenlere baktı, sonra Krala döndü ve s#, 1 du: “Bana büyücülük iftirasında bulunan ve fesatlık yapanlan cezalandıracj, 1 ğma söz veriyor musun?” Kral, “Söz veriyorum” dedi. Zerdüşt dördünciiba. ( cağı tuttu ve ovdu, at ayağa kalktı. I
Öykü devam ediyor: Kral, 12 bin ineğin kurban edilmesini, 12 bin inek j*». ; tunun debbağlanmasmı ve debbağlanmış derilerin altın halkalarla bağlanmasını : buyurdu. Bu derilere de altın yaldız yazılarla Tek Us Tannsının Peygamberi ' Zerdüşt’ün va’zlannın yazılmasını emretti.
Böylelikle Zerdüşt’ün dinine “Zoroastrianizm”, Zerdüşt dini, öğrettiklerini yazan kitaba da, Avesta denildi. Avesta, Zerdüşt dininin kutsal kitabı olda. Bundan sonra, Zerdüşt Spitama,
Zerdüşt’ün, Ponıcista adında bir kızı vardı ve bütün Krallığın en akıllı kadını olarak tanınırdı. Perucista, Belh Sarayında Baş Rahip olan babasını göı-meye gittiğinde, zekâ ve bilgisi bütün Kral ailesi tarafından takdir edildi.Belh Başbakanı da onunla evlenmek istedi. Porucista da bu öneriyi reddetmedi.
Başbakan damadı olunca, Zerdüşt’ün saraydaki durumu büsbütün güçlendi. Bir gün Zerdüşt, Kral Vishtaspa’ya: “Haşmetmeap, dedi, Us Tanrısı Ahıı Mazda’mn dünyada iyi olanı yarattığı, Kötü Ruhun da kötü olam meydana g^ tirdiği doğru ise, bunların krallıkları sadece îran değil fakat bütün dönyadıf Kral: “Bu doğru olsa gerek” diye yanıtladı(..). “Doğru ise dinimiaheıyeB
Sonra misyonerler komşu ülke Turan’a geçtiler, hattâ Yunanistan’a ve
gittiler. Fakat Zerdüşt dini, İran dışında fazla rağbet görmedi.
^^üşt altmış yaşına geldiğinde, komşu ülke Turan’dakileri dinini kabule jjjiüaya karar verdi. İranhların, Turan krallığına borçları vardı. Zerdüşt, 'l^yishıaspa’dan, Turan’a haber yollamasını istedi. Haber şöyle idi; “Eğer furan Kralı ve halkınız, putperestlikten vazgeçip Us Tannsı’mn yolunu Avesta’da yazılı olanları kabul etmezseniz, biz de size borçlamm-jlidemeğireddederiz”(..).
Ve İran ile Turan arasındaki savaş böylece başladı. Uzun süren kanlı sa-jj.;lardan sonra. İranlılar, Turan’a karşı büyük zafer kazandılar. Savaşı körük- ı levenZerdüşt, halkının gözünde kahraman oldu. Sözleri yasa, öğrettikleri kut-(3İsayıldı ve halk ona taptı.
İran böyle düşünüp böyle davranırken, Turan’da ondan nefret ediliyordu. ();almakiçin plânlar yapılıyordu. Tam onyedi yıl Turanhlar, Zerdüşt ve İran-lılar’akarşı plân yaptılar ve yeterli derecede güçlendiklerinde, İran Krallığına hücum ettiler. Belh kentini zaptettiler.
Kentin sudan düşman karşısında yıkılırken, Zerdüşt körüklediği savaşın zaferle sonuçlanması için tapınakta dua ediyordu. Kutsal ateş karşısında diz çökeceği sırada, içeri giren bir Turan askeri onu sırtından bıçakladı.
Tek Us Tannsı’nın Peygamberi Zerdüşt, böyle öldü.
7. Devamh yanan ateş
Kral Vishlaspa, katledilen Peygamberin öcünü almaya ahdetti. Bütün kuvvetlerini topladı ve Turanhlar mağlûp oluncaya kadar savaştıf..). Zamanla, Zerdüşt dini yavaş yavaş değişti. Us Tanrısı dünyada iyilik yaparken yalnız olupolmadığı Zerdüşt’e sorulduğunda. Us Tannsı’nın yardımcılannın bulunduğu yanıtmı vermişti. Bunlara Melek deniliyordu ve en önemli Melekler altı tane idi; İyi Düşünce, İyi Düzen, Us, Dindarhk, Sağlık, Ölmezlik.
Meleklerin adlanndan da anlaşılacağı üzere, Zerdüşt, Us Tanrısı’mn Meleklerinden, bugün resimlerde gördüğümüz kaınatlı, hareli melekleri kastetmiyordu. Zerdüşt’ün ima etmek istediği. Us Tannst’nm “özellikleri’’ idi(..). Zerdüşt rahiplere bu yoldan Tek Us Tanrısı’nm özelliklerini anlatınca, rahipler bunlan gerçekten melek sandılar ve onların beyaz kuşlar gibi uçtuklarını, altın borular çaldıklannı ve kuğular gibi şarkı söylediklerini tasarladılar.
Daha sonra da Cennette yaşayan bin adet Melek ve Kötü Ruh ile birlikte Cdtennemde yaşayan 99.999 çeşit kara ifirit adlandırdılar. Bunu yapmakla da Zerdüşt’ün isteğinin tam aksini yaptılar. Eski putlara yine tapar oldular, sadece onlara yeni adlar taktılar.tunik elbise
