tunik elbise ve ahilik ile insan konu

tunik elbise ve ahilik ile insan konu

 Zerdüşt, günün birinde dünyıının sonunun geleceğine inam Zerdüşt’ün ölümünden sonra dininin rahipleri, müritlerine Tek UsT" f ^ dünyayı, her biri iki ay süren altı dönemde yarattığını anlattılar ratıhrken geçen zamanın beher ayına karşılık, dünyanın bin yıl kayU^'C anlatmaya başladılar. Savlarına göre Zerdüşt, dokuz bininci yıh^^ doğmuştu. Yine savlarına göre Zerdüşt’ün ölümünden üç bin yıl so_ lu yeryüzüne inecek ve insanlığın kurtarıcısı olacaktı. Ona Mesih 1^^ adını vermişlerdi.
Zerdüşt’ün dini ve inancı müritleri tarafından değiştirildi, fakatpeyj,
I' j i rinin koymuş olduğu belli başlı ilkeler günümüze kadar geldi. Zerdüşt T''’" nulmayan, işitilmeyen ve göıTilmeyen varlığa inancı öğreten dini önder jn ‘
- ^ da Ahura Mazda idi. Dünyadaki bütün iyilikleri yaratan Tek Us Tannsıi *
|(Zerdüşt, bir insanın iyilik yaptığında, bunun sadece kendi Hayat Kiiajıj
i yazılmakla kalmayıp, dünyanın iyiliklerine de iyilik kattığına inanıyordm"
_ j Tek Us TanrısTnın saflarına katılmak için de şu yollardan geçmek şan idi; h şünce, söz ve davranışta saflık; Temizlik; Merhamet; Hayvanlara şefkat;
IIrarh iş görmek; İyi yetişmeleri ve okumalan için olanağı olmayanlara yaıdjj
“İletmek. Bu öğütleri yerine getiren. Tek Us Tannsı’mn müridi sayılabile«ht
IH8. Günümüzde Zerdüşt dini
*Zerdüşt’ün ölümünden yaklaşık üçyüz yıl sonra, Makedonya KralıBüy|
İskender, Pers ülkesini zaptetti. Avesta’yı tahrip etti ve Zerdüşt dinininyeıiıy o dönemin Yunan dinini geçirdi. Fakat Persler inançlarından vazgeçmek İst medi ve gizlice çocuklarına da aşıladı.
Persler yaklaşık beş yüz yıl sonra yabancı boyunduruğundan kurtuldukla nnda Zerdüşt dinini yeniden canlandırdılar. Avesta’nın kurtarabildikleri vt , anımsayabildikleri bölümlerini kitap haline getirdiler(..).
Yaklaşık dörtyüz yıl sonra Araplar İranı zaptettiler. Kılıçlarmm zoru ile kendi dinlerini (İslâm’ı; sg) kabul ettirdiler. İran’da inanmadığı bir diıukabul etmektense ölmeyi ya da kaçmayı yeğleyecekler pek çoktu. Bunun için bir çok İranlI, dini inançlarına serbestçe bağlı kalabilecekleri ülkelere kaçmaya başladılar. Bugün İran’da Zerdüşt dinine inananlar azdır. Çoğunluk, bu dine inanıp da 1300 yıl önce atalarının kaçtıkları Hindistan’da yaşar. Bunlar, dinlerimn dünyanın en iyi dini olduğuna inanmışlardır.
Ama bu dini Hindlilere aşılamamışlar, öğretmemişlerdir. Öğretmek şöyle dursun, doğuştan bu dinden olmayanların, sonradan Zerdüşt dinini kabul el-melerini de yasaklamışlardır. Çünkü Hindistan’ın en iyi okumuş, en bilgili kimselerinin Hindu dininden vazgeçmeyeceklerini anlamışlardır. Yeni dini kabul edecek olanlar, Hindistan’da kast dışı kalmış (parya; sg) sımf olacak tı”(age, s. 97-103). Bunu kabul edemediklerinden az sayıda kalmayı yeğledi 1er.
^ DAYANDIĞINA İNANILAN İLK DİN; YAHUDİLİK-MUSEVİLİK
TEVRAT, VAHİY Mİ, DEĞİL Mİ?
•ıfıudiler'in dini olan Musevîliğe: “Vahye dayandığına inandan” diyo-Vfuz. Gerçekte; Tevrat’ın ya da Ahd-i Atik’in; Allah tarafından gönde-.. “Vahiy” olduğu; Hristiyanlann da, Müslümanların da kabul ettiği,
Ibir inançtır. Kur’an, bu konuda daha açıktır: Sonradan ‘Tevrat’ın tah-
^” (değiştirilmiş, bozulmuş) olduğunu kaydederek; “Yahuddere AI-
: ^ (jjîfifldan kitap verilmiş olduğunu” belirtir.
giz;‘Eski Antlaşma” (Tevrat ve Zebur)’nın Vahiy olup olmadığı konu-I ^ “İnanılan” diyerek; bu konuda başlıca, yapılmış bazı açıklamaları sun-j isliyoruz. Bu konuda, bir yandan, yoğunlaşan bilimsel araştırmalardan,
! yandan, bir örnek olarak; “Alman Protestan Küise Komisyonu”nun çok I bir açıklamasından ve doğrudan doğruya, yıllardır ülkemizde resmen ; 0)'o®dik yapan ve kitabın 2001 yılındaki son basımının ilk sayfasına;
I “0SAL KİTAP: ESKİ ve YENİ ANTLAŞMA (Tevrat, Zebur, İncil)” yazarak dinsel yetki ve sorumluluğunu açıklayan, “Kitabı Mukaddes Şirketi” ile j “Yeni Yaşam Yayın]an”nın açıklamalarından da yararlanıyoruz. Şimdi önce I İH) ÜÇ dayanağı kısaca sergileyelim.
I Konumuzla ilgili olarak yapılan bilimsel araştmnalann sonuçları üzerine;
I pet çok kaynak bulunmakla birlikte, biz, rahmetli HayruUah Örs’ün, “Musa ve Yahudilik” adlı eseri ile, rahmetli Cemil Meriç’in, yukarıda da andığımız,
"IşıkDoğudan Gelir” adlı eserinden bazı kısa açıklamalar sunacağız.
Andığımız eserinin Önsöz’ünde; “yabancı dillerde de toplu bir şekilde ya-almamış olan böyle bir kitabı çeviri ya da derleme şeklinde değil de telif ola-i rat meydana getirmek zorunda kaldığımı buraya kaydetmem gerekmektedir” di-I yed pek alçakgönüllü bir dille eserinin, dünya ölçüsünde ve orijinal olduğunu dinen rahmetli Üstad Hayrullah Örs, yine aynı Önsöz’de, bilimsel ve felse-kil açıkJamalanna ilkin şu örneği veriyor: “daha 1670 te filozof B a r u c h Spinoza-ki bir Y a h u d i-, adını vermeden yayınladığı ‘Tractatus the-ologico-politicus’ adlı kitabında şöyle demişti: ‘Kutsal Kitabın, ol-düğugibi, bir insana gökten inen Tanrı mektubu olduğunainanan kişi, hiç şüphesiz beni, Kutsal Ruha karşı günah işlemekle suçlandıracakör, çünkü ben burad a Tanrı kelâmının yanlışlarla dolu, birçok yerleri kesilmiş, değiştirilmiş ve birçok yerlerinde kendi kendisiyle çeli-îirhale gelmiş olduğunu ileri s ü r m e k t e y i m. Ama, onlar da düşünecek olurlarsa hiç şüphesiz bağırmaktan vazgeçecekler-
Üstad H. Örs, aynı yerde bir çok değerli açıklama he’nin de şu sözlerine yer veriyor; “Goethe’nin, ölür.. tnann’a söylediği şu sözler ne kadar doğru ve güzeldir
mamı a soyıcuıgı şu sozıer ne Kanar nogru ve güzeldir. ' Kutsal ve sahte yerler sorusu garip bir sorudur. En saf doğa ve akılla halâ da en yüce gelişmemize imkân veren o hayranlığa değeı^**^ V gerçek ne olabilir? Mantıksız, boş ve akılsızca olan, hiçbir iyi bir meyve vermeyenlerden de daha sahtesi ne olabiürl”'li(»)
Görüldüğü gibi. Filozof Spinoza; Kutsal Kitap’ın vahiy olduğu,^ derken, Goethe, böyle bir soruyu garip buluyor ve “en yüce gelişnıç^''^ nak veren o hayranlığa değer yerlerden daha gerçek ne olabiliri"
Bilimsel araştırmaları gözlerimizin önüne sergileyen, Üstad Cen^u bu konuda da, andığımız eserinden yukarıya aldığımız bölümden sonss,
devam ediyor; “Konu, ne yalnız edebiyat tarihim ilgilendiriyordu ne rihini. Konu, öylesine geniş, o kadar karışık ve içinden çıkılmazmese\ew
u;D„ <; ^;iti;v ‘İomU Tarihi’ne. basvurü»!, r, ,
Gaklıyordu ki., önce Kenan’ın 5 ciltlik ‘İsrail Tarihi’ne başvurduk. bir makalenin dar hacmi içinde üstadın o nefis eseri anlatılamıyor. '
Gerard Walter’m ‘Komünizmin Kaynaklan’ adlı kitabından sini bir kere daha okuduk. Kitapta İsrail nebilerinin yetiştiği <;evte\eaKı^ şünceleriyle ilgili geniş ve ayrıntılı bilgiler vardı. Bu bilgileri ya tütvıü'iV^ virmek yahut da hepsinden vazgeçmek gerekiyordu. Çürük bir sandalla sim bulamadığımız uçsuz bucaksız bir denize açılmıştık. "Yanm asudan^ zaman zaman tavaf ettiğimiz bu muhteşem abideyi Türk okuyucusunar®j\ anlatacaktık., medenî dünyanın bütün düşüncesi, bütün inaı\ç\an,bütjiu\i% liği Bible’de toplanmıştı (..)”.
Devam ederek, “Bîble Mı Kitab-ı Mukaddes Mı baş\ıki\bö\üTuüe,cn\ıtş tâki şu çarpıcı açıklamaları da alıyoruz: “Bîble, yüzyılları kucaklayanüuı; man içinde (kaç yüz olduğu tartışma konusudur) üç dilde kaleme ranice, Aramice, Yunanca. Ytızarlar arasında çobanlar da\m,Yı\]kHmMî Kimi karacahil, kimi allame, kucakladığr kitaplar dabem biçimce,kemi ce çeşitli”.
Şimdi konumuz bakımından buyurun-, böyle bir esere, en mvAn ğimiz anlamında”; “Vahiy” diyebilir miyiz? Bir defa; baleme a\ms den biliyoruz? İnsanlar kaleme almış da ondani Sonra çeşith^eıi de değil ama, iki üç dilde. Tanrı, belli dillere iltimas mı etmiş? \s gibi olsa, tek bir kavme geldiği için, tek dilde gelmiş deriz,\viç\ maz. Peki, Tevrat’ın bu birkaç dilde kaleme alınmasına ne diye
Araştıı-malar sonunda, yazarlar da saptanmış; C. Meriç;' kümdarlar, cahiller, bilginler”, diyor. Öyle değil mr?.. BölürrtV ların biçimleri, değerleri de çeşitli. Eğer bildiğimiz anlam
209- Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, Remzi Kitabevi, 1966. Ista
değiŞ'^ meleklere mi yazdırmış?.. Bütün bu .sorunlar, böyle bir p<'^; „denmesinden doğuyor, öyle denmez ise, hiçbir sorun kalmryor. dvfada, biraz ileride şöyle devam ediyor;
r'rtcny'’*
l)ir eser Bible, sonra da milyonların inançlarını abideleştiren itibarla kitabı tamtmak için bir edebiyat tarihine başvuruyoruz, kca kılavuzumuz: Pleiade Ansiklopedisinin yayımladığı üç ciltlik llpU' ^Jçılar Tarihi’nin birinci cildi. İbrani edebiyatı isimli bölüm, Andre #^'^^gnuner imzasını taşıyor (..). Konu üzerinde bir çok eser kaleme al-^^'pzniaa. Dupont-Sommer. Yazıya şöyle başlamış:
I ""^kadiıa Doğu edebiyatları arasında, eski İbranilerin edebiyatı ayrı bir yer I filhakika, bu edebiyatın izleri geniş ölçüde Kitab-ı Mukaddes adı veri-’ '''tüyü*' bir mecmuada korunmaktadır. Bu kitaba, asırlardan beri, iki büyük jıensuplan yani Musevilerle Hristiyanlar derin bir saygı beslerler. Onla-ilham mahsulü bir eserdir bu; Allah tarafından yazıhmşür. Kitaplann zaten ‘Bible’ de bu demektir (..).
fvet, Bible, müminlerin sevgilisi. Ama bütün tarihin, bütün insanlığın ma-lıjırda. Söz konusu olan; bir kavmin hazine-i evrakı, bir kavmin, daha doğru-jııfıejeriyetin. Bütün beşerî vesikalar gibi, onlar da tarihin içine yerleştirilmekçe anlaşılamazlar (..),
kısaca, elimizdeki Bible, eski İbrani edebiyatının bütününü kucaklayan bir lülliyat olmaktan çok, bir çeşit antolojidir. Rönesanstan bu yana filologlarla larihçilereski Yunan ve Latin belgelerini inceledikleri gibi aynı yöntemlerle, jjnı kesinlikle ve aynı bağımsızlıkla Bible’ı de incelediler. Fakat Kitab-ı Mukaddes belgelerine uygulanan yeni ihnî tenkit, karşısmda tabiî olarak ananevî I vt teolojik muhalefeti bulacaktı. Bible incelemelerinin tarihi, Fransa’da XVII. ısılda, ilâhiyatçı Bossuet ile tenkitçi Richard Simon arasmdaki tartışmayla iD6şlıııniur(..).
i Şüphesiz ki Kitab-ı Mukaddes metinleri, bütün diğer metinlerin dışında tu-I tıılamaz ve yalnız ilâhiyatçıların dogmatik yorumlarına bırakılamazdı. Dahası da var., bir zamanlar Bible bütün Doğu edebiyatları hakkında biricik kaynağı-ınızdı. İki asırdan beri bütün dünyada yetişen bilginlerin çalışmaları sayesinde, Fenike’ce, Asurî ve Babil’ce, Sümerce, Hititçe metinler de bir bir söküldü. Bumelinlerle Bible metinleri arasında bir çok yakınlıklar bulundu. Artık Bible ilmi olarak İncelenmekte ve yeni bilgilerin ışığında daha aydınlık olarak ta-nmaktadır (..).
Demek ki Kitab-ı Mukaddes diye çevrilen Bible asırlar boyunca derlenmiş bir İbrani edebiyaü antolojisidir. Bu antolojiye Hristiyanlar da kutsal saydıkla! yazılan eklemişlerdir”(210)
Üstad Hayrullah Ors, “Musa ve Yahudilik” adlı eserinin 4 y kanda alıntı yaptığımız önsöz’üne şöyle başlıyor; “Söze Kilise Komisyonu’nun kontrolünden geçmiş olan Eski A çevirisindeki şu cümlelerle başlamak istiyorum; ‘Kutsal Kitan fV
Yeni Ahit) gökten inmiş değildir. Eski Ahdin 39 kitabıyla dört niş ve son şeklini almıştır.’”tunik elbise