tesettür ve felsefi konu

tesettür ve felsefi konu

 en güzel yazılarımızı yazan tesettür dediki ToppcYa gûcf doğmlanabiNrkk *esı bdimı sözde-bilimden ayırmaya yeîmı yorsa f^er. o raman bu duruma getirilecek yegâne çozum, bu Oke yerine başka bir âe gctımıekten vt bilmm tümevarımına hiçbir şekilde bağh bu Om göre br Ivpotez ya da teorinin yanı
btr asimetri vardır Buna göre binlerce, hatta yuz bin-taN»t«y» da kuramı doğrulamaya yetmezken, tek bir aykırı •^'^«antutamaya yeter Tuıtrevarım probleminin ortaya çıkmasının ^de kudur Başka bir deyişle, tümevarım yoluyla oluşturulmuş bir hi-r« kadar çok gözlem yapılmış olursa olsun, undan sonraki Oftu yankşlaması pekili mümkündür. Popper, işte buradan bili-g^nonltndogniUmaktan ziyade yanlışlamakla ilgili bir şey olduğu son-^ viiır Mm bu yüzden tumevanm olmadan da yapılabilir çunku yifşlışlayKt bir karşı örr\ekten teorinin yanlışlığı sonucunu çıkartan argüman «vlttumdef^kmsel btr yapı sergiler* (Cevızci 2009: 1084).
pıppcf^t göre metafizik önermeler anlamlı olmamakla birlikte ^^,jilif\ıbılmeye açık önermeler değildir. Bu nedenle de Akıle'nin dünyanın ^itffidanıbaret olduğu önermesi yanlışlanmaya elverişli olmayan bir meta-trmsandantal görünüme sahip önermedir.
f«Ki^ Zen^n'ın kahramanı Akile, yazdıklarının kız kardeşi Zekiye'nin tu-011 vt davranışlannda herhangi bir değişiklik meydana getirmeyeceğini bil-•ıklfdir Bunun en önemli göstergesi olarak da kardeşinin mektuplarına cevabının gecikmesidir. Bu gecikme nedeniyle Akile kız kardeşinin evlendiği sonucunu çıkarır. Akile böylesine bir evliliğe kız kar-^idini sevinirken kendinin yalnız kalacağı gerekçesiyle de üzülür. Nıhaye-VMk^blenin mektubunun üzerinden dört ay geçince Zekiye'nin cevabî mektubu gelir. Zekiye bu mektubunda, evlilik telâşının mektubunun gecikme-yne neden olduğunu yazmıştır. Akıle'ye yeni ulaşan mektupta divan efendi-fjfit Zekiye nin birbirinin yazılarını okuması zamanla mektuplaşmalara ve onun arkasından günlüklere dönüştüğü yazılıdır, işte bir gün Zekiye'nin gün-'\4unden doğanın akıllara durgunluk veren eserlerine insanların kaçınılmaz bv vekilde yönelmesine ve hatta bazı kere bu yönelişin arta arta insandaki butun duygulan bir noktada topladığına ve aşk denilen şeyin de bu şekilde Oltaya çıktığına* (Ahmet Mıdhat 1998: 40) değinen satırlarını okuyan konağın paşası, artık Sıdkı Efendi ile Zekiye'nin evlenmesi gerektiğini düşünür.
Zekiye'nin doğaya yönelmenin insandaki bütün duyguları ortaya çıkaracağı fikn aslında başlangıçta JJ. Rousseau gibi preromantik filozofların felsefî ve arkasından romantik şair ve yazarların edebî eserleriyle ortaya koyduğu dü-şuncelerdendiT Bu filozof, şair ve yazarların yanında insanyavrusunun psişik dünyasın, inceleyen psikanalistler de doğanın insan duyguları üzerindeki OkiTTÜu etkilerine dikkati <;eWerler Bu noktada Jung. doğada yayayan insanın, kutturun sımgesel-dilsel alanında tyehir. uygarlık) yasayan insana göre rasyo-Lha az kullandığını, bu nedenle hayat karyısında bastırmala-nH *klı, bilme da daha az olduğunu böylelikle de kökense)
n'nm ve 'bilir»çdış»r^^
zevklen bastırmak yenne ^tada tabiatta V' kensel arzul
bu alana daha yakın yaşadığını belirtir İşte bu nok-nsanın rasyonel aklı ve billnç'i duygulan, zevklen ve ' ,^,'na bastırmak yerine bunlarla yaşamayı tercih eder.
TÜRK ROMANtHOA fSiSİFl AÇILIMUUI
Benzer şekilde doğayla iç içe yaşayan insanlarda değer yargriar' bilinçdışf'na bastırılanlar az olurken aynı zamanda 'bılınç'in bıUnçdşı yaıı^ deki baskısı kültürün simgesel-dılsel alanında yaşayan insanlara oraHk ^ hafiftir. Lacan kuramını insanyavrusunun dili öğrenmekle dilin beratmr^ taşıdığı tarihsel, kültürel ve toplumsal değer yargılarını ve anlamlann di 9^ rendiğinden hareketle kültürün dılsel-simgesel alana geçtiğmı bu ncdffdtı» çocukluğun erken döneminde yaşantıladığı kökense! arzu, mutlak tatmr ^ dolayımsız algı alanını kaybettiği düşüncesi üzerine kurar İşte msanyamt sunun kaybettiği bu alan yoğun duyguların, zevklerin ve tatminlerin yaşar^ alandır. Bu nedenle Lacan, doğa-kültur karşıtlığı üzennde durur (Tura 200^ 203).
Pelsefe-i Zenân'ın karakteri Zekiye başlangıçta evlilik telkm ve tavsıyeierme karşı dirense de kültürün simgesel-dilsel alanının baskısına daha fazla karşı koyamaz. Zekiye'nin evlilik konusundaki her itirazı bir başka benzetmeyle yüceltilip, aşkınsal- transandantal bir şekilde evlenmek istediğine yorumlanır örneğin Zekiye evlenmesi gerektiğini öğrenince çok şaşırır ve yuzu kul gibi olur, dudakları solar. Bu durum onun âşık olduğu şeklinde yorumlanır Zekiye evlenmek istemediğini söylese de yanındakiler bu durumu "evet kızlar daima istemem derler ama yürekleri hep ister" (Ahmet Mıdhat 1996: 42) sözleriyle yorumlayıp yine mevcut durumu kültürün simgesel-dilsel alanında yücelterek Zekiye'nin evlenmek istediği sonucunu çıkarırlar. Hiç kuşkusuz bu tur yüceltmeler bir durumu, davranışı ve 'varolan'ı aşkınlaştırıp-transandantal bir görünüme taşıma gayretidir. Böylece yaşanmak istenmeyen bir durum yaşanır hâle gelir, onaylanmayan bir davranış onaylanır, gerçeklik düzleminde algılanması gereken bir 'varolan'a kendine ait olmayan yüce vasıflar yüklenir Bu yüceltmelerin karşılığında ise 'özne' 'birey' gittikçe kendini değersiz, itibarsız hissederek yüceltme yapılan durum, olay ve 'varolan'ı kabullenmek durumunda kalır. Zekiye'nin her davranışının etrafındakiler tarafından yanlış yorumlanması Lacan'ın dikkat çektiği gibi kültürün simgesel-dilsel alanında gösterenlerin birbirinin yerini tutarak gösterilenlerin örtmesi, saklaması ve bunun sonucunda da gerçek bir anlama değil de birbirinden oldukça farklı yorumlara ulaşılması sonucunu ortaya çıkmaktadır. Bütün bu yaşanan durumların ardından Zekiye simgesel-kültürel alanın baskısına daha fazla dayanamaz ve Stdkı Bey le evlenmeyi kabul eder.
Mektupta kız kardeşinin evleneceğini haber alan Akile, mektubu daha fazla okuyamaz, parçalar. Sonra bir baygınlık geçirir. Akıle'de görülen bu hayal kırıklığını biraz olsun Kâmile Hanım “kocaya varan yalnız Zekiye değil ya Herkesin kızları kocaya varıyor. Allah dirlik düzenlik versin demeli Gerçi sen gelin olma hevesini bütün bütün aklından çıkarmışsın. Buna kimsenin bir diyeceği yoktur Fakat sen kocaya varmıyorsun diye butun dünyada evliliği yasak/jı^gl^^sın ya' (Ahmet Midhat 1998.43) ifadeleriyle hafifletmeye çalifir Akile ıf
f **^][^uvla kendi kendine onaylamaya çalışır. Fakat Akile nin O ^^^çjbas gelgitlerle doludur; çünkü bir an kız kardeşinin <
gun "besbelli doğa bizim kendisine ne kadar hayran ^ adeta delisi olduğumuzu anlamış olmalı ki şefkatsiz bir yüzünden aşığına etmediği eziyet kalmaması gibi o da bize reva ^^hifakmıyof* (Ahmet Midhat 1998; 44) ifadeleriyle tam tersini
^ua itadel«fd* insan yaşamı hakkında akıl yürütmelerle bir nesnel ve ^ «armaya çalışır. Bu ilke ise insanoğlunun doğayı çok sevmesine b»w*v karşılığında doğanın insanoğluna acı ve ıstırap vermesi dü-^^^jj^deonaya çıkar. Hiç kuşkusuz Ahmet Midhat'ın romanındaki bu söy-^T«ılıromanı içerisinde rastlanan ender felsefî söylemlerden biridir. Yaza-^İPjjjKmınde tarih ustu, tarihi aşan, genelgeçer nesnel ve tümel mutlak Bu noktada 'doğa' hem insanın kendini sevdiğini bilmekte bu de insana acı ve ıstırap vermektedir. Ahmet Midhat bu felsefî söyle-^ı^metafızık ve transandantal alana kaymadan, 'metafizik' bir varlığı araya jg^piidar insanı ve hadiseleri yönlendiren mutlak güç olarak 'doğa'yı görür, fmnn bu tavn, onun bir felsefeci gibi 'varolan'dan hareket etmesi ve yine atanında kalması, akıl yürütmeleriyle bu temel ilkeyi aklın kabul ede-a|jwfyeye indirmesi amacına yöneliktir.
Ahmet Midhat'ın kaleminden 'doğanın, insanın kendini çok sevdiğini bil-M ve bu r>edenle insana eziyet etmesi' felsefî söylemi metafizik alana taşın-A|ızvnan özellikle tasavvuf edebiyatında görülen Tann'nın kendisine seveni utaşn>ak isteyen aşığına karşı, kendine ulaşmaması için önüne engeller aiafması söylemine denk düşmektedir. Bu iki söylem arasında en önemli fark Ahmet Midhat'ın kaleminden çıkan felsefî söylemin 'varolan' etrafında dönmesi. varolan dan hareket etmesi, tasavvufî söylemde ise 'metafızik'e ve me-lıiuslvarkk. transandantal alanına kayılmasıdır.
Yukarıda bahsi geçen felsefî söylemler Felsefe-i Zenân'da bir hayli fazladır. Akıle'ye göre doğa önce “ağzımıza bir parmak bal çalıp sonra kan taısturmak* yoluna gider. Bu nedenle Akile doğa dan bir şey talep etmeyece-^ istemem istemem. HaUa bu hayatı bile istemem. Evet, hiçbir şey istemem, sana minnet de etmem. Nene minnet edeyim? Sonsuz ve değişmeyen -»iyilen var W. heves edeyim' (Ahmet Midhat 1998: 44) ifadeleriyle ortaya kuskusuz bu felsefi söylemde doğa' yerine gerçeklik düzleminde kulturUn dllsel-simgesel alanında yaşayan metafizik ve tran-»a^art değil de k konulduğunda Pooper'ın yanlışlanabiMrliğine
f2!^!^em yânlışUnamayan açık olmayan metafizik söyleme dö
Akile, ûç aylık bir aradan sonra kız kardeşi Zekıye’ye kısa cevabî bunda evlilik kararının kendini bir hayli şaşırttığını, bu karardan etkien^ fakat mektubunun gecikmesinin ve kısa olmasının bu gibi nedenlere madiğini belirtir. Bu mektubun karşılığında gelen cevabi mektupj/**^ Akıle'nin mektubunun kısa ve gelişigüzel yazıldığını, evlilikte kabahatıljj bulunduğunu, fakat bu kabahatin pek çok kişi tarafından işlendiğinden ba». seder Bu tur cevabî mektuplaşmalar aracılığıyla kız kardeşler arasındaki ba^ iyice güçlendirilırken bu mektuplardan Akıle'ninkilerin gittikçe kısaldığı lur Bunun da başlıca nedeni Zekiye'nin meşgul olacağı zannıyla yazacaklan nın göz ardı edilmesi düşüncesidir.
Uç yıllık bir surenin ardından Zekiye'nin bir erkek çocuğu olur ve Zekiye hem kendinin hem de çocuğunun sağlık durumunun gayet iyi olduğunu kardeşine bildirirken Akile de aldığı bu haberle kardeşinin mutluluğuna ortak olur. Bu durum Akıle'nin kardeşi için Halep'e gelmesi gerektiğini bildiren be telgrafla son bulur. Akile başlangıçta bu yolculuğa çıkmak istemez, fakat daha sonra Kâmile Hanım'ın uyarılarıyla kız kardeşinin hasta olabileceği ihtimaliyle bahsi geçen yolculuğa çıkmaya karar verir. Akile ile Kâmile Hanım yolculuğa çıkarken Akile, Zekiye'nin yolculuk izlenimlerini anlattığı mektubunu da yanına alarak doğanın değişik görümlerini izlemeye koyulur. Bu yolculukta Akıle'nin ruh hâli iyimserlik ve karamsarlık arasında gidip gelen ikili bir tonda kefKİinı gösterir. Bazen çok iyimser olurken bazen de 'doğa'nın, kendisine mutluluk vermeyeceğine inanmış bir hâlde hem karamsar hem de isyankârdır.
"Ah seni gidi insan aldatıcı cefakâr? Bu ufukları sadece başımızı başka betaya sokmaktan başka ne maksatla süsledin? Şu denize bunca güzellik vermişsen bunu sadece hayran etme için mi yaptın? Ne mümkün? Ona kim aldanır? Şendi bir sırasını duşursen asla merhamet ve şefkat yuzu göstermeyerek, ^^pmuzı bu denizde boğarsın ya. İnanmam, inanmam! Senin bu debdebe ^Mterışine kapılmam Dünyayı sana minnettar eden hayata bite önem •m. Ne zaman sonsuz ve değişrrnfyen bir mutluluğa kavuşursam ona ■^-ırım' (Ahmet Midhat 1998 49)
I bu felsefl s^emınde Varolan' ve varlık' alanı olan tabi-J^Hk «nrfınm d^as.n. taşımaktadır. Bu nedenle yu-r MuM o^t^uğu varlık sınıfının asıl 'varlık'ını
^MHiırıın asil Vd
pay almakla ve ona geri götürülerek tanınmakla bir olmakla da bireylılık'in mahreci çıkışıdır Nitekim bı-
^auto). *varolma-ozu’, ‘varolma-ozu’, varolanlığı'dır (to on). Bi
ooluşu (to tı estin)., onun zat ıdır. Zat’, tekâbul ettiği >rtroluşu nu şart koşmakla birlikte, doğrudan doğruya tecrübe
*yakaUnamaz. Tecrübe verisi varoıan m £aı uu^uııuıtrıcfk
Vavramlır'. lehmolunur ' 'Zif ‘varolan’ın 'tabiat'ı (Y fuzis). Ta ^ Vidada damga basmak' anlamını taşıyan tab'a fiilinden gelir, neyin vahut kimin damga sını taşır? Mensub olduğu 'varlık sını-öyleyse Vadığ'ın ıkı anlamı var. Bunlardan birincisi, düşünülebilir ve ncnıbe edlebüv her şey İkincisiyse tecrübe edilip düşünülür, öncelikle, bi-çpKt-hener varolaniar-sınıfı* (Durali 2009.62).
okkığu *varltk‘ın damgasını taşıyan 'tabiat', Ahmet Midhat'ın Fel-romanındaki aşağıdaki ifadelerde görüldüğü gibi yine 'varolan'ın ^ otan YMidak varkk 'zat' yerine kullanılarak metafizik ve transandantal b» söyleme kaymadan varolan dan hareket eden felsefi söy-
gokosımlenni seyredenlere olduğu gibi yansıtabilecek saflığı da, ruz-ftaM ırfak bir hareketiyle bir yıldızın ışık çizgisini nice bin parçaya kırıp bun-tam da bvw bm göstermek gibi olağanüstü bir meziyeti de sadece denize Wi»aışliı* lAhmet Mıdhat 1998 16).
IMhatm Felsefe-i Zenân'dakı yukarıdaki satırlarında 'varolan'ı dü-doğa nm benzer şekilde Kant'ın sıradan töresel akıl bilgisinden fel-aM bigome geçişi ortaya koymasında yine 'varolan ı sisteme sokan Rfi tabiatı olarak da görülür.
iradesi (istenci) olan bir varlık için doğanın asıl amacı, bu varlığın korunması, sürmesi, gönenci, tek sözcükle mutluluğu olsaydı, o zvnan doğa bu amacının gerçekleştiricisi olarak bu yaratığın aklını görmekle, onu atari de donatmalüa kotu bir iş yapmış ve onda isabetsiz bir gerçekleş-•no butanuş olurdu. Çunku bu yaratığın bu amaçla yapacağı, kendi eğılımle-nnı gerçekleştireceği butun eylemler ve davranışının butun kurallan, ona içgüdü tarafffvian çok daha tam bir biçimde gösterilmiş olurdu, bu içgüdü sa yeande amacına da akıl ile olabileceğinden çok daha emin bir biçimde va rtasdırdL Eğer bu kayntmış varlığa (içgüdüleri ile) bunların üstünde bir ck aka verdecek olsaydı, bu ancak kendi doğal yapısının mutlu kuruluşunu sey •etmesine, ona hayran kalmasına, ondan sevinç duymasına ve bunu kendı-«ne kitleden lydıkçl nedenine şükran duymasına yarayacak, ama arzulama yüaeıi o zayıf ve aldatKi kılavuzluğuna bağımlı kılmaya ve doğanın amaçla f^ıgerçekkştlrmek için aklı beceriksizce karıştırıp kullanmaya yaramayacak ta. tek sözcükle doğa, akim pratik kullanımda etkili olmasını önceleyecek, za vdoöruı ve kavrtyifiyle mutluluk planlan kurma ve buna götürecek araçlan cesaretim göstermesine olanak vermeyecekti Doğa yalnız amaçla
i de üstlenmiş olacak ve her ikisini de bil transandantal alandan tamamen uzak duran bu söylemiyle Ahmet Midhat Efendl'nln yukarıda örnekleri sunulan Zenân'da ortaya koyduğu felsefî söylem arasında varolan ın bilgisi no*rtr^ farklar bulunmasına karşılık felsefî söylemin 'neliği noktasında en kuçuTİ fark ve ayrım yoktur. Bu noktada Ahmet Midhat Efendi mevcut donemde seft söylemin 'ne'liğini fark eden ender yazar ve romancılardandır.
Felsefe-i Zenân'ın başkişisi olan Akile, kız kardeşi Zekiye'nin Varolanın u. biati olarak gördüğü 'doğa'nın bütün aldatıcı görünümlerinin gerçek sebfbm. anlamadığından özgürlüğünü ve mutluluğunu elinden kaçırmıştır Bu nokta da Âkile, hem Varolan'ın tabiatı olan 'doğa'nın gücüne karşı karamsarlı^ kapılır, hem de doğa'nın bütün düzeni ve estetik görünümlerinin bir aidat maca olduğunu düşünür.
Âkile ve Kâmile Hanım ilk önce deniz yoluyla İskenderun'a ve arkasmdar da kara yoluyla Halep'e giderler. Burada Zekiye'nin vefat ettiğini, fakatarkada bir erkek çocuk bıraktığını öğrenip, acılarını bu çocukla gidermeye çakşırlar ken Âkile Hanım kız kardeşi Zekiye'nin niçin vefat ettiğine dair ayrıntıları da Zekiye'nin kursiyeri olan Paşa nın kızından öğrenir. Bu kızın anlattığına göre Zekiye her ne kadar sıradan bir erkekle evlenmeye karşı olursa da Sıdkı Efendi Zekıye'ye yazdığı mektuplarla onu aldatarak sevgisini kazanır Bu noktada Zekiye, Sıdkı Efendi'nin yazdıklarından onun diğer erkeklerden farkh olduğunu düşünerek, onun da sıradan kadınlarla evliliğe karşı çıktığını akimdan geçirir. Böylelikle de Zekiye, Sıdkı Efendi'yle nikâhı halinde diğer hiçbir sıradan evliliklere benzemeyen mutlu bir evliliğin temellennın atılmış okiuğunu düşünür. Fakat işler Zekiye'nin düşündüğü gibi gelişmez. Konağın Paşa sı Zekh ye'ye, gelin olacağı zaman kendi hizmetine bir cariye vereceğini ve canyeie finden hangisini seçerse onu alabileceğini söyler. Bu esnada öteden ben Sıdkı Efendi de gözü olan Mâhıtâbân, adlı bir cariye Zekıye'ye yalvararak kernksm seçmesini ister. Mâhıtâbân. ta ilk başlarda Sıdkı Efendi den kendisini çırak yaparak Paşa dan istememesini ona bildirir Böylelikle Mâhıtâbân. Sıdkı Efen-di'yle evlenecek cariye olmaktan kurtulup özgür yaşayacaktır. Fakat Sıdkı Efendi, Mâhıtâbân'ın bu teklifini geri çevirir Paşa'nın kızının butun uyanlarına rağmen Zekiye, Mâhıtâbân'ı seçerken Sıdkı Efedı nin bahsi geçen reddedişin-de onun ahlak ve doğruluğunu, yaradılışının büyüklüğünü görerek, Sıdkı Efendi ye tam bir güven içinde bağlanır Bu noktada Ahmet Midhat romana fTHjdahale ederek Akıle'nin onaylayacağı bir tarzda erkeklere inanılmayacağa na daMr bÜgiler aktarır
•Hk •fkekler# inanılır mı? Şehvet elinde köle olan tur erkek o kölelik kemen ömöen kurtarabılir de ahlak kuralları gereğirure hareket edebilir m#> OzeNtk W gekmekler kadını yalnıı bir erkeğe ait kılıp, erkeğe türden fjuU kadtnt mümkün kıkkk<;a ve erkekler de bu nimetten yararlanmakta kusur etmezken hanr kenöHenne gelen kaa ruımu* taslayabilirler mi?* (Ahmetemi ve sistemi bütün halinde tem olarak işleyen •omtfttarm sayısı bir elin parmaklarının sayısını geçmezken felsefî bir ekole ait ^üunceiefi fragmatıkal olarak temanın içine dâhil eden birçok roman ve ro-görülür örneğin Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi A'mâk-ı Hayal fomimnda Rad'nın gerçeklik düzlemindeki dil ve dilin taşıdığı tarihsel ve kül-wrH yargıları ve anlamlarla eklentili ve örtülü olan varolan' karşısında l»f>dının ve varolanın gerçek 'ne'liğini arayışında spiritualist felsefeyi parçalı 9İmk romana yerleştirir.
Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi döneminin önemli felsefecileri arasın-dKâr 1900 ile 1933 yılları arasında Dârulfünûnda felsefe dersleri veren isimliden bin olan (Durali 2010: 14). Ahmet Hilmi birçok felsefî kitaplık çalışması-yanında •İlmî, dini ve felsefi ağırlıklı yazılarını ise haftalık olarak gazetelerdin ba^mstz çıkarttığı Hikmet isimli mecmuada kaleme" alır. (Uludağ 1996: 431 A'mâkn Hayal (1326) yazarın ilk dönem yayımladığı kitapları arasında yer ıfcr Bu da gösteriyor ki Ahmet Hilmi de Sartre gibi felsefî düşüncelerini ilk önce bir roman edebî türüyle ortaya koymuştur. Çünkü Ahmet Hilmi A'mâk-ı Hıyil'de fragmatikal olarak işlediği spiritüalizm daha sonra kaleme aldığı felsefi eserlerinde felsefi bir söylem ve sistem oluşturacak tarzda kaleme almıştır.tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder